Matías Daporta Gonzalez ile Sohbet
Sanatçı, kürator
Doğduğu yer: Cambados, İspanya
Yaşadığı yer: Barselona, İspanya
Eve kapandığı yer: Madrid, İspanya




Matías’a dair
Matias’la çok yakın bir arkadaşımın erkek arkadaşı olarak tanıştım ve onunla öncelikle sanatsal değil insani bir temasım oldu. Dans, tiyatro, film ve moda tasarımı geçmişinin içinden, sosyal temas alanlarımızı sanal ve fiziksel alanların ilişkisi üzerinden kurgulayan bir oyun dünyası var. Oyun sözcüğünü ben seçiyorum. Sohbetimizde de üzerinde durduğumuz güncel pratikler, sanat, performans ve kürasyon gibi pek çok tanımı yeniden gözden geçirmeye sevk eden, parçaları söküp yeniden birleştiren bir oyun alanı gibi geliyor bana onun pratiği. Onun düşünüş ve yapış biçimlerinin ilhamını benim için canlı sohbetlerimizin ötesine götürdü bu uzaktan yazışma.



Bu yazışma Fatih Gençkal ile Matías Daporta Gonzalez arasında 1 Mayıs - 30 Temmuz 2020 tarihleri arasında gerçekleşti .



‘İnsanlardan duyduğum kadarıyla herkes pratik bir şeylerin eğitimini almayı düşünüyor. Bunun kültürün çöküşü olduğunu söylüyorlar, bu yüzden hazırlıklı olmak gerek.’





nderen: Fatih Genckal
Alıcı: Matias Daporta Gonzalez
T
arih: Cuma, 1 Mayıs, 2020 22:32


Sevgili Matias,
Bir röportaj denemesi başlatmak istiyorum. Sana her gün bir soru soracağım ve her soruyu cevaplamak için 24 saatin olacak. Sonra ben senin cevabına ya da merak ettiklerime göre yeni bir soru soracağım. Sen de bana soru sorabilir, benimle röportaj yapabilirsin. Bir sohbet gibi olacak.
Eğer hızlı cevap verirsen yeni soruyu hemen sorabilirim, yani 24 saat beklememize gerek yok. Mesajlaşmaya da dönebilir bu. Ya da dönmez.
Lütfen konuştuğun gibi yazmaktan çekinme. İstiyorsan cümleleri bitirme, dilbilgisi doğru olmasın vs. Bunu bilinç akışı yazımı gibi düşünebilirsin. En doğru ya da kapsamlı cevabı vermek için fazla düşünmene gerek yok. Sorunun sende ortaya çıkardığı kıvılcımı takip et.

O zaman ilk soru:
Eve kapandığından bu yana sende ve etrafında neler olduğunu görüyorsun?


Matias Daporta Gonzalez 2 May 2020 13:00
En başta bedenim sarsıldı, deri alerjisi, baş ağrısı yaşadım... Ama ruh halim iyiydi, sadece içimde bir şeyin dengesi bozulmuştu sanki. Bedenim ev hapsine dair beynimden daha fazla şey biliyormuş gibi, beynimse çalışmaya devam ederek onu görmezden geliyormuş. 
Sonra fark ettim ki bedenim doğal bir ritme ayak uydurmaya başlıyor. Sosyal baskıları, bazı şeyleri yapamamanın getirdiği çaresizliği, normalden daha yavaş ve daha az etkin çalışabildiğim fikrini ortadan kaldırınca sakinleştim. Evime bu yeni normalin yerleşmesi 50 gün sürdü ve şimdi iyi. Türkiye’de senin için durum nasıl? 


Fatih Genckal 2 May 2020 17:17
Farklı kişiler için farklı durumlar var sanırım. Benim için, biraz içe kapanmak ve yapmak istediğim şeylere odaklanmak için çok istediğim bir fırsat gibi geldi önce. Tabi ki yapacak çok şey var. :) Zaman içinde fark etmeye başladım ki yapacak, görecek, izleyecek, okuyacak, yazacak şeylerle fazla yükleniyor olabilirim. Kendimi delicesine meşgul tutuyorum ki sadece olmak zorunda kalmayayım. Ya da bu fırsatı kaçırmayayım. Bazen düşünüyorum acaba güvencesiz hayatımın ritmi bende sürekli yeni fikirler ve yapacak şeyler üretme alışkanlığını mı yerleştirdi. Yani senin bulmuş göründüğün huzuru arama sürecindeyim hala. Peki, bulunduktan sonra bu normal geçici bir durum mu olacak sence? 


Matias Daporta Gonzalez 2 May 2020 18:18
Şüpheliyim! Bence kısa zaman içinde yine eski döngüye döneriz. Belki biraz daha bilinçli, biraz daha eko... Ama büyük bir değişim değil. Daha önce 2008’deki krizde olduğu gibi, çok umutluyduk ama geriye dönüp bakınca meselenin özü çözülmedi. 


Fatih Gençkal 2 May 2020 18:26
Bu krizin doğası 2008’den farklı değil mi? Sence neyin çözülmesi gerekiyor? Ve büyük soru: Nasıl? 😇


Matias Daporta Gonzalez 4 May 2020 16:20
Doğası farklı... Ama uyandırdığı umut aynı ve aynı değişimi talep ediyor. Yani iki dönemde de aynı cümleleri duyuyoruz: kapitalizmin sonu, birliktelik, topluluk yaratma... Ama günün sonunda büyük şirketler son sözü söylüyorlar çünkü toplumdan daha hızlı hareket ediyorlar, toplum da onların propagandasından hemen bunalıyor. 
Bence radikal değişimin hükümetten gelmesi gerek. Onlar büyük şirketlere ve onların servetlerine sınır getirmedikçe hiçbir şey olmaz. Bu sınır konusu ekofeminizm açısından ilginç. Çok sevdiğim bir sosyolog, Yayo Herrero, düşüncemize eklemlememiz gereken doğal bir sınırdan bahsediyor: toprak. Tüm kararlarımızda bu ön kabulle hareket etmeliyiz. Ben kendimi bunun için eğitmeye çalışıyorum ama kolay değil. Daha makro düzeyde bu sınır şöyle kanunlar yapmamızı mümkün kılardı: toprak sınırından dolayı bu kadar zengin olamazsın. Bir insan ...’dan fazlasına sahip olamaz ya da ...’dan fazla tüketemez ya da satın alamaz. Bu, tabi özellikle Çin ve Japonya gibi uzak doğu ülkeleri için daha acil bir durum. 
Bu sınır fikrine ne diyorsun?
(Kusura bakma bir gün gecikti cevabım ama pazar günleri emaillerime bakmamaya çalışıyorum.)


Fatih Gençkal 4 May 2020 22:18
Zamanında İktisat’a Giriş dersinde, hocanın Ekonomi’yi aşağı yukarı şuna benzer şekilde tanımladığını hatırlıyorum: sınırlı kaynaklarla sınırsız insan isteklerini tatmin etme bilimi.  Kaynakların sınırlı, insan isteklerinin sınırsız olduğunu varsayan bu tanım bende merak uyandırmıştı, Neoliberal kapitalizm, bu sınırları zorlamaya çalışıyor sanki. Kaynaklar tükenirse yenilerini buluruz ya da yaratırız diyor. Yeter ki büyüme durmasın. Temel kapitalist argümanlardan biri de her birey kârını maksimize ederse toplumun kârı maksimize olur der mesela. Görüyoruz ki bu cümlelerin hepsi aslında siyasi cümleler, ya da belli bir dünya görüşünü şekillendiren/koşullayan cümleler. 


Matias Daporta Gonzalez 5 May 2020 00:50
Paylaştığın bu fikirleri çok sevdim. Aslında daha fazlasını öğrenmek isterim.
Soruna gelince, her zaman aktivizmimi sanatsal çalışmalarıma dayandırarak açıklarım. Bu, sosyal aktivizm kadar verimli veya doğrudan olmayabilir, ama enerjimi ancak buraya yönlendirebiliyorum. 3 veya 4 yıldan beri, kültürel çeşitliliğin toplumun her düzeyinde önemini görünür kılmaya çalışarak, kültür homojenizasyonu üzerine bir proje yürütüyorum. Kültürü uygarlığımızın her alanında ortak bir unsur olarak anlamak: ekonomi, sosyoloji, adalet... Görünmez pedagojiler alanına yerleştirdiğimiz çok kapsamlı ve garip bir proje. Bu proje sayesinde şu an sahip olduğum işi aldım: bir kurumda aktif danışman diyebileceğimiz bir pozisyonda çalışıyorum. Yani, bu dans prodüksiyon kurumunda projeler ve iyileştirmeler tasarlıyorum ve ekiple birlikte bunları nasıl hayata geçireceğimizi düşünüyoruz. Bir sanatçı değil, bir kültür yöneticisi arıyorlardı aslında, ama karşılarına ben çıktım ve denemeye karar verdiler. Sanırım "sanatsal" profilimin bazı kurumsal pratikleri sarsan bir yanı var. Ve bu pozisyondan, bir kurum tarafından temsil edilmeyen sanatçıların kendilerini ifade edebilecekleri yeni bir alan açan bir canlı sanat kuruluşu oluşturmayı başladım. Sonra bu bağlamda tiyatro hakkında konuşmak için bir youtube kanalı açtım. Çünkü gösteri sanatları alanında bir youtube eksikliği olduğunu fark ettim.  Yaptığımız işlere bağlam sağlayan çok az sohbet var (İspanya'dan bahsediyorum).
Bu, yaptığım işlerin kısa bir özeti. Tüm bu eylemleri sanatsal projemin bir parçası olarak görüyorum. Bir performans olarak kurum içinde dönüşüm yaratmak...
Sen aktivizminizi nasıl konumlandırıyorsun?


Fatih Gençkal 5 May 2020 16:06
Çok iyi dedin: Yaptığımız işlere bağlam sağlayan çok az sohbet var. Bu Türkiye için de çok düşündüğüm bir şey. "Batı-dışındaki" bağlamlar için genellikle geçerli olabilir. Yaptığım işe bir aktivizm etiketi koymaya cesaret edebilir miyim bilmiyorum ama elbette burada bir aktivist unsur var. 'Yerel' girişimlerimiz bu anlamda özgün modeller önerebilir, ancak genel olarak Batı Avrupa'daki fikirsel ve uygulamadaki bağlamın hakimiyetinde olduğunu düşündüğüm küresel diyaloğu etkilemek zor. A Corner in the World'de yaptığımız işin bir parçası, dünyanın daha az görünür kısımlarındaki bu sohbetleri beslemek ve görünür kılmak. Birkaç yıl önce burada bir web portalında Türkçe olarak yayınlanan bir makale yazmıştım, siyaset bilimi ve oyunculuk eğitimimin ardından oyuncu olarak yola çıkıp  sonra kültür yöneticisi, küratör, yönetmen vb. rolleri nasıl ve neden üstlendiğim hakkında. O yazının ana fikri bunların hepsinin yaşadığım ortama verdiğim sanatsal cevaplar olduğuydu. Bu, aslında bu röportaj dizisine başlamamın da sebebi.
Bana yaptığın projelerle ilgili birkaç link verirsen, kırık İspanyolcamın müsade ettiği kadarıyla yakından bakabileyim:) Bir süre önce Brian Eno’nun Yanis Varoufakis ile sohbetini izledim, sanatın neden önemli olduğu konusunda açık ve net olma ihtiyacından bahsediyordu. Geleneksel olarak sanat hakkında konuşan ve yazan insanların kötü ‘düşünür’ler olmasından, düşünme ve ifade etme şekillerinin net olmamasından bahsediyordu. Bu ilgimi çekti. Bir de ‘oyun’un çocuklar için öğrenmenin hayati bir parçası olduğundan ve yetişkin olduğumuzda bundan vazgeçtiğimizden. Olayları farklı şekillerde canlandırmak, yeniden düzenlemek, önyargılar olmaksızın şeylerin nasıl bir araya getirilebileceğini keşfetmek. Sonra da bir hayatta kalma mekanizması olarak hayal gücünden bahsediyor, vb. Bir bakıma, bizim de yapmaya çalıştığımız şey bu aslında ve bu, doğal olarak farklı biçimler alıyor, bir veya birkaç ifade biçimi ile sınırlı değil, sürekli bir karışım.
Sence sanatçılar olarak eleştirel tartışmalarda daha genel anlamda bir yerimiz olduğunu düşünüyor musun? Bunu kendi alanımız içinde nasıl besleyebiliriz ve aramızda bir ağ oluşturabiliriz?


Matias Daporta Gonzalez 5 May 2020 17:32
Çok egosantrik / egomanyak görünebilirim, ancak o konuşmada söylediklerine kesinlikle katılmıyorum. Aslında kültür/sanat dünyasında da büyük düşünürler olduğunu düşünüyorum. Sorun, onları görünür kılmak için hiçbir ilgi olmaması. Bir yandan seyirci, kültürü karmaşık bir şekilde düşünmek istemiyor, eleştirel olmaktansa Netflix’in (belki yüzeysel, ırkçı, maço, geleneksel de olsa)  tadını çıkarıp sohbeti sansürlemeyi tercih ediyor. Karmaşık düşünme, işten çıktıktan sonra eleştirel düşüncenizi bloke edip rahatlamanın keyfini ortadan kaldırabilir. Öte yandan, kültür yüksek sesle konuşan bir şey ve politikacılar onun özgür olmasına izin veremezler, bunun yerine etrafta söylemlerine uygun olabilecek kültürel çalışanlar olmasını tercih ederler (bu nedenle kültür, politik bir gündeme hizmet eder). İyi düşünürler merkezde değil çeperlerde bu yüzden. Lütfen bana Varoufakis’in numarasını gönder de ona kültür düşünürleri rehberliği yapayım.
Öyleyse, soruya cevap olarak, hayır, sesimizin çok uzağa ulaştığını sanmıyorum. Etkimiz bir virüs gibi, orada ve yavaş yavaş etkisini hissettiriyor; ancak yine virüs gibi belli bir noktada kontrol edilip etkisi azaltılabiliyor. Kültür ve sanatın bu şekilde COVID-19 ile bir ilgisi var. Bir etki yaratıyor, bir tartışma başlatıyor ancak bu, biz izin verdiğimiz sürece devam ediyor.
Son sorunu tam anladım mı emin değilim. Ama söyleyebileceğim, zaten bir ağımız var. Böylesine güvencesiz bir alanda hayatta kalmanın tek yolu bu. Yapmaya başlamamız gereken ve bizim ofiste yapmaya çalıştığımız şey, bunu dijital bir platformda formüle etmek. Böylece, ağımızın çevrimiçi bir görsel temsiline sahip olmak.


Fatih Gençkal 6 May 2020 00:14
Egomanyak olduğunu düşünmüyorum. Eno'nun oyun analojisini sevmeme rağmen, esasen sana katılıyorum. Aslında aynı şeyi ima etmeye çalışıyordum. Bu tür insanların - büyük isimler, genellikle erkek ve 50 yaşın üzerinde :) - en görünür olan ya da sohbet içinde en çok etkileşimi alan insanlar olmasını biraz garip buluyorum. Katkılarının göz ardı etmek istemem ama başka düşünürleri görmemiz gerektiğini düşünüyorum. Şahsen benim yeni bir şeyler duymaya çok ihtiyacım var. O sesler nasıl daha fazla duyulabilir? Yani belki çeperlerde olmaları sorun değil. Senin bahsettiğin tüm nedenlerden dolayı böyle olması gerekiyor olabilir. Aslında bunu, düşünce dünyamızı şekillendirmek için geleneksel söylemlere bağlı kalmadan, senin ve benim gibilerin içinde bulunduğu alternatifler ve farklı bağlamlar arasında daha fazla nasıl iletişim kurabiliriz diye sormak istedim. Ben bazen, özellikle Türkiye'de, taze entelektüel pratiklerden yoksun olduğumuzu hissediyorum ve bunun çevremizdeki çeperlerde olan ilham verici alternatiflerle çok  temasımız olmamasıyla bir ilgisi olabilir. Benim merakımı cezbeden alan bu ve çalışmalarına dair linkleri de ondan sormuştum :)


Matias Daporta Gonzalez  6 May 2020 14:13
Linkleri unuttum, belgelerimi çevrimiçi organize etmekte iyi değilim. 
Bu youtube kanalı: https://www.youtube.com/channel/UCsDRf0KMrgesBLp6RDabOrw?view_as=subscriberBu Enstitüdeki işim: http://granerbcn.cat/en/projects/aguablanda/

Bunu düşünmek için 24 saat daha ver...


Fatih Gençkal 6 May 2020 17:53
Anlaştık. Bu arada ben de linklere bakayım.


Matias Daporta Gonzalez 7 May 2020 20:48
Her şey hareket halinde olmalı. Yeraltı her zaman var olacak, ancak oradaki toplulukların bir noktada ortaya çıkması gerekiyor. Çünkü değişimin anahtarı onlarda. Ancak bu değişim de nihai olmayacak, çünkü daha genç veya farklı bir alandan birileri çıkıp seslerinin temsil edilmediğini söyleyecek hep. Yani soru daha ziyade şu: bu hareketi nasıl devam ettirebiliriz? Görünür olanlar söylemleri sürekli yeniliyor.
Örneğin, benim memleketim Galiçya'da bu hiç olmadı. Orada hep aşırı sağ vardı, bu yüzden aslında onlar hariç herkes yeraltını temsil ediyordu.
Madrid'de ise tam tersi, geçen yıla kadar yönetimde sol olduğundan bir dönüşüm yaşanıyordu. Kenarda kalmış olan bazı insanlar seslerini yükselttiler, biraz güç kazandılar, bazı değişiklikler yaptılar... daha sonra onların yerine geçecek yeni seslere ihtiyacımız olacaktı ve daha sonra başkaları ve başkaları... Sonra malesef sağ kazandı, ve soldan önceki zamanlara geri döndük ...
Demek istediğimi anlatabildim mi?


Fatih Gençkal 8 May 2020 14:56
Kesinlikle. Sanırım işlerin doğası bu ve önemli olan sürecin aktığından emin olmak. Sadece bazen boruların tıkanık olduğu hissine kapılıyorum.
Türkiye'de sanat alanında bir araya gelerek ilgi alanlarını, önceliklerini ve gündemlerini belirlemeye çalışan birçok kişi ve grup görüyorum. Ben, kendim de, bazılarının bir parçasıyım ve bir şeyleri ifade etmek ve birlikte çalışmak için ne kadar fazla odaklanma ve sürekli çaba gerektiğini fark ediyorum. Eve kapanma bize bunun için daha fazla zaman veriyor, ancak öncelikle bu çabanın gerçekten sürdürülebileceği koşulları yaratmamız gerektiğine inanıyorum. Bu bir kez olabilirse, insanların bir tür güç elde etmeleri veya kaybetmeleri önemli değil çünkü hala orada olacaklar. Örnek verdiğin gibi sağın güçlenmesi hayal kırıklığı yaratabilir ve zamanda geriye dönüş gibi hissedilebilir, ancak bu solun yok olduğu anlamına gelmez. Hala oradalar, öğreniyorlar, ilerliyorlar ve ortaya çıkan zorluklara cevap vermek, yeni ittifaklar kurmak için çalışıyorlar vb. Sanırım bazı değerlerin ve çalışma biçimlerinin oluşabilmesi için tohumlar atıyoruz -en azından Türkiye'de- çünkü bizden önceki girişimler tam anlamıyla sürdürülmedi. Ve bu çok çalışma gerektiriyor.
Youtube kanalını biliyorum tabi ve ona bayılıyorum! Alanı bağlamsallaştırma adına ortaya  tartışmalar koymaya harika bir örnek. Bu tür çalışmaları gördüğümde onları yayma (ve onlardan bir şeyler çalma :) fikriyle heyecanlanıyorum. Nasıl başladığı ve nasıl devam ettiği hakkında konuşmak ister misin? Ana fikrin kapanan tiyatro ve sergi alanları nedeniyle iptal edilen gösteri ve performanslardan bahsetmek için dijital bir platform yaratmak olduğunu biliyorum. Bu geçici bir alan mı yoksa fiziksel alanlar tekrar açıldığında dönüşerek devam edecek mi? Öyleyse nasıl?


Matias Daporta Gonzalez 10 May 2020 14:15
Hey! Youtube kanalı hakkında konuşmak istemiyorum, bunun konuşmayı ele geçirmesini istemem. Burada birkaç think tank içindeyim: dağıtımın geleceği, covid'den sonra kültür yönetimi... Küçük bir grup olduğumuz için çok ilginç tartışmalar yapıyoruz. Sorun şu ki, grupları açtığımız zaman bu tartışma derinliğini yitiriyor. Şu anda bununla çok mücadele ediyorum. Yapmaya çalıştığımız şeylerden biri "canlı sanat ve güncel pratiği" tanımlamak, disiplinleri ve meslekleri aşan bir tanım bulmak... Ama büyük grup tartışmalarında bir noktada insanlar bildikleri şeyi korumaya başlıyorlar. Bu şekilde sektörde büyük bir dönüşüm yapmak zor. Örneğin, geçen gün bir grup tartışmasında, daha küçük düşünmemiz, projeler üzerinde daha fazla çalışmamız ve "dans topluluğu" fikrini geride bırakmamız gerektiğini konuşuyorduk, ancak bir kişi 8 kişilik dans topluluğunu tutmak istediği konusunda ısrar etti.
Türkiye'deki gruplarda tartışmalar nasıl yürüyor?


Fatih Gençkal 11 May 2020 00:08
Sanırım oldukça zor. İnsanlar gerçekten de bildiklerini korumak isteyecekler çünkü muhtemelen ona sahip olmak için çok uğraştılar. Türkiye'de disiplinler arasında çok fazla ayrım ve çok az etkileşim görüyorum. İnsanlar genellikle kendi çevrelerine hapsolmuş durumdalar:  tiyatro yapanlar, dansçılar, müzisyenler, sanatçılar, performans sanatçıları vb. Bazen birlikte çalışıyorlar, ancak genellikle tek bir disiplinin tanımladığı ortamlarda. Bu hem sanatsal hem de örgütlenme/dayanışma pratiklerinde görülüyor ve bana çok çarpıcı geliyor. Ayrıca farklı disiplinlerin pratikler hakkında konuşurken ortak bir dil bulmasının genellikle zor olduğunu, kendi dilleri, bakış açıları ve düşünceleriyle sınırlı olduklarını görüyorum. Bence de burada küçük başlamak önemli. Her şeyden önce bir dil inşa etmemiz gereken bir yerdeyiz ve bu çok fazla müzakere, çaba ve güven gerektiriyor. Bunu pratik etmeliyiz, muhtemelen başarısız olacağız ve tekrar deneyeceğiz, denemeliyiz. Bu yüzden küçük güzeldir bence. Zamana ihtiyacımız var. Güvencesizlik de, görebildiğim kadarıyla bunu zorlaştırıyor. Aslında bu bir çeşit ikilem: Sohbeti genişletmemiz gerekiyor ama bunu sadece az sayıda insanla yapabiliriz.
İspanya'da bahsettiğin think tanklerdeki tartışmalarda kimler var?


Matias Daporta Gonzalez 11 May 2020 15:52
Uruguaylı bir sanatçı / kültür yöneticisi ile bir röportaj yaptım. Kültüre para olmadığı için başka alanlardan para bulması gerektiğini anlatıyor: hapishanelerde proje yapmak için para bulmuş mesela, eğitim ve endüstri alanlarına para için başvuruyor vs... Sanat projelerini bu alanlar içinde çerçevelemeye çalışıyor. Ve işinden ödün vermeden bunu yapmayı başarıyor. Adı Tamara Cubas. Röportajı burada ve ilgili bölüm ESCENA PRO - Context: http://aulaonline.plataformac.com/ adresinde.
Kültür yöneticileriyle sürdürülebilirlikle ilgili metinler okuyoruz. Ve bunu çalışma şeklimize uygulamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla ekofeminizmden, bakım ekonomilerinden bahsediyoruz. Henüz grubun amacı tanımlanmış değil, ama kesinlikle ilham verici.
Dağıtımla ilgili olan grup daha çok krizde "dağıtım"ın nasıl konumlandırıldığı ile ilgili, dolayısıyla, tüm distribütörlerin yaptıklarından politik olarak nefret ettiklerini fark ediyoruz. Bir ürün satma fikri, kültüre bakış açıları ile uyuşmuyor. Hepsi, eserler ve sunuldukları bağlamlar hakkında derinlemesine sohbetlerin olabileceği alanların eksikliğinden şikayet ediyor. Birlikte buna yaratıcı (ve iddialı) bir çözüm bulmaya çalışıyoruz.
Bağımsız sanatçılar grubu, Cuma gününe kadar, sektörün COVID19'dan nasıl etkilendiğini haritalamakla ilgiliydi. Geçen hafta 10 somut talep çıkarıp kurumlara ilettik (maalesef bunlar çok da spesifik). Yarın yeni bir gündem başlatıyoruz.


Fatih Gençkal 12 May 2020 16:36
Tüm bunlar kulağa gerçekten çok ilham verici geliyor. Aklıma 2 soru getirdi:
1- Pandemi, bu sohbetleri tetikledi mi? Diğer birçok sohbette olduğu gibi daha fazla zamanımız olması ve sorunların daha apaçık olması bakımından?
2- Sanatçılar ve diğer sanat / kültür çalışanları olarak zamanımızın ve çabamızın çoğunu sanatın neden önemli olduğunu anlamak ve açıklamak ve bazen haklı çıkarmak için harcadığımızı hissediyorum. Belki de bunun kapitalist pazarda sanatın metalaştırılmasıyla ilgisi var. Ya da bu değişen koşullarda her zaman sorulması gereken bir soru olduğu için bunu her çağda gerçekten sormamız gerekiyor belki. Tamara Cubas'ın sanat projelerini yapmak için başka yerlerde para bulması çok şey açıklıyor. Sanki sanat ancak 'gerçekten' önemli olan bir konuyla ilgiliyse önemli olabilir gibi. Yanlış anlama, bu tür çalışmaları gerçekten seviyorum ve onların gücünü anlıyorum. Ayrıca bunun harika bir fikir olduğunu düşünüyorum. Ama burada bir sorun var gibi geliyor bana. Ne dersin?


Matias Daporta Gonzalez 23 May 2020 14:15
1. Hayır, pandemi  konuşmayı tetiklemedi, sadece bir araya gelme sürecini hızlandırdı. Bunu bir aciliyet haline getirdi. COVID 19, bu süreçte dağıtımın olanakları ve dijitalleşme gibi tartışılacak konuları masaya getirdi. Zaten daha önceden havada asılı duran sorular vardı. Bir araya gelince  bu konuları oturup tartışabildik.
Şimdi daha çok ilgilendiğim konu dil. Yaptığımız şey hakkında nasıl konuştuğumuzu yeniden düşünmeye çalışıyoruz. Ve her şeyi derinlemesine analiz ediyoruz. Örneğin, iyi ya da kötü uygulamalar kavramını geride bırakıp bunun yerine yenileyici, banal veya kötücül pratikler gibi bir ayrım yapıyoruz.

Yenileyici: alanımızın hali hazırda sorunlu  olduğu ve onu iyileştirecek uygulamalara ihtiyacımız olduğu anlayışındaki çalışma biçimleri.
Banal: her şeyi olduğu gibi koruyan çalışma biçimleri.
Kötücül: İnsanların sadece kendileri için, kâr için çalıştıkları alanlar, geniş anlamda sanat/kültür alanını düşünmeden.

Bir de performans / gösteri sanatları meselesinden kurtulmak istiyoruz. Canlı sanatlar kavramını ve güncel uygulamaları tanımlamaya çalışıyoruz. Performans / gösteri sanatları, bugünkü çalışma şeklimizi tanımlamak için çok dar geliyor. Sanatçılar artık bir disipline bağlı değiller, başka sanatçıların projelerini yönetiyorlar, performans yaptıkları gibi bazen bir yayın da yapıyorlar, kabare gecesi düzenliyorlar, yaratıcı katkılarıyla toplumsal bir harekete yardımcı oluyorlar vs... Sanat tarihine bakma şeklimizi de değiştirecek bir tanımlama arıyoruz, onun canlı yönlerini öne çıkaran. Dün bir arkadaşımla Rotchko'nun resimlerini konuşuyorduk. Başlangıçta, "sadece bir / iki renkli tuval" fikrini ortaya attığında, yaptığı şey aslında resim değil, canlı sanattı ve güncel bir pratikti, hareket üreten bir eylemdi. Zamanla tekrarlandığında resme dönüştü ama başlangıçta değildi. Duchamp da aynı şekilde; artık ready-made’ler kavramsal sanat ve heykel alanında değerlendiriliyorlar. Biz bütün bu eylemleri canlı sanatlar olarak tasavvur etmek istiyoruz... Bilmiyorum mantıklı geliyor mu...

2. En azından içinde bulunduğum çalışma gruplarında, sanatın neden önemli olduğu sorusu pek gündemde değil. Bu itirazsız kabul ediliyor. Sanat önemli ve bu böyle. Bu tamamen doğru değil, bunu sürekli sorguluyorum, ama her zaman güvencesizlikle bağlantılı olarak. Yani şöyle, bir proje yapmak çok büyük gayret istiyor ve sonunda bunca zahmete değmeyeceğini düşünüyorsun. Yorgunluktan bu soru aklıma geliyor. Ve sonra sanatla uğraşmayı bırakmak ve ahşap işleri öğrenmek, video kurgu işlerinde ilerlemek gibi fikirler geliyor aklıma...

Tamara Cubas'ın işleri başka yerden para bulmakla ilgili değil. Sanatın her yerde olduğunu ve her şeyi etkilediğini anlamakla ilgili. O halde sanattan elde edilen para sadece kültürel organizasyonlardan gelmek zorunda değil, her yerden gelmeli, çünkü sanatçıların yaptığı işler her şeyi etkiliyor.
Öptüm


Fatih Gençkal 24 May 2020 14:53
E-mailini okuduktan hemen sonra Rotchko ile ilgili bir makaleye rastladım! Ya kozmik tesadüf, ya da google konuşmalarımı dinliyor. Canlı sanatlar hakkında belirttiğin nokta gerçekten çok hoşuma gitti. Bu perspektiften bakıldığında sanat tarihi ve pratiği dediğimiz şey sürekli bir akış  ve değişen bağlamlar. Bir süredir benzer şekilde Beuys ve Duchamp'ı düşünüyordum. Bu aynı zamanda sürekli bir yeniden yorumlama ve çağdaş olanın ne olduğunu sorgulamak için bir davet. Bugün, iletişim kanalları çok yönlü olduğu için bu daha da karmaşık. Bu anlamda, sanatı diğer pratiklerden ayırmanın ya da neyin sanat olduğunu ayırt etmenin daha karmaşık hale geldiğini söyleyebilir misin?


Matias Daporta Gonzalez 24 May 2020 22:20
Ben sanatın köklerine döndüğünü söylerdim. Felsefenin de resim, dans ve mimarlık gibi sanat olarak anlaşıldığı zamanlara. Ama her felsefe veya dans değil... Her disiplinin kendi özelliklerini ve nelerin ortak olduğunu bulmamız gerek. Gerçekliği algılama, sonra düşünme ve onunla başa çıkma yolu olarak.


Fatih Gençkal 25 May 2020 13:48
Sanat üzerine tartışmaya başka bir boyut getirmek için biraz salgın bağlamına geri dönmek istiyorum. Türkiye'de pandemi önlemleri ve hükümetin ve medyanın ifade ettiği 'yeni normali' tesis etme konusunda bir dönüm noktasında olabileceğimizi düşünüyorum. Ve neyin inşa edilmekte olduğuna dair biraz düşünceliyim. Karantina bu hafta sona ereceği ve alanlar yeniden açılmaya başlayacağı için, insanların dolaşımını ve sağlık durumunu takip etmek için kod veren yeni bir uygulama başlatıldı. Toplanan verilere göre, kişilerin kamusal ve diğer alanlara erişimleri kısıtlanabilir ve karantinaya alınabilirler deniyor. Ya da seyahat etmeleri yasaklanabilir. Orada böyle bir şey var mı? Gelecekte bireysel özgürlükler üzerinde sonuçları olabilecek yeni bir sosyal düzenin inşa edildiğini düşünüyor musun? Byung-Chul Han'ın dediği gibi bir hayatta kalma toplumu.


Matias Daporta Gonzalez 1 Haz 2020 15:36
COVID'den sonra oluşturulmuş bir uygulama var, ama kullanımı isteğe bağlı. Dürüst olmak gerekirse, çok fazla takip etmedim, bu yüzden bu konuda pek bir fikir beyan edemiyorum. İlk zamanlarda Çin’in kontrol sisteminin norm haline gelip gelmeyeceğini, Avrupa'nın başka bir şey bulup bulamayacağını sorgulayan bir metin okudum. Pek ilginç bir şey önerdiğimiz yok açıkçası ve hep referans aldığımız ABD’nin hali de bombok. Dolayısıyla Çin ve Güney Kore ana örnekler şu anda.
Şahsen ben ölümle ilişkimiz hakkında düşünmekle daha çok ilgileniyorum. Bu anlamda biraz Ortaçağlı olduğumuzu hissediyorum. Onlar gibi korkuyoruz, elimizden geldiğince hayata tutunmaya çalışıyoruz ve bu da bizi başka şekillerde düşünemeyeceğimiz şekilde kör ediyor. Medya ve sağcı politikacılar korku pompalıyor, insanlar da bu tuzağa düştü. Bu da haklarımızın kısıtlanmasını durdurmaya yardımcı olmuyor.
Devlet kontrolünü boşa çıkarmak için ölüm korkusunu yenebilir miyiz? Bunu yaparsak, polis, ordu, ilaç şirketleri, veri toplama, hatta gıda üretimi konularında farklı bir tavır takınabiliriz.


Fatih Gençkal 3 Haz 2020 20:11
Ölüm, evet. Ortaçağda yaşayanların ölüme karşı bizden çok daha fazla kabullenici olduklarını düşünüyorum. Ölüm her yerde ama biz  onu hayatımızdan sanki gerçek değilmiş gibi ayrı tutmayı beceriyoruz. Bu süreçte Stephen Jenkinson'ın çalışmalarından haberdar oldum, o da bundan bahsediyor. Yakın zamanda karşılaştığım şu videoda anlattıkları tam da bununla ilişkili.


Matias Daporta Gonzalez 4 Haz 2020 15:26
Bugünlere ne kadar uygun bir video. Paylaşım için teşekkürler.
Bu daha pratik bir video... İspanyolca ama hoşuna gidebilir.
Deniz [Buga] 'nın arkadaşı Aylin {Kuryel] bana balkonundan çektiği bir video gönderdi. Bir pencereden gelen rüyalar ve bir sokak hakkında çok güzel bir şiirdi. Çok güzel bir izleme deneyimiydi ve kendi balkon deneyimimle karşılaştırdığımda çok ilginçti.
Öte yandan, sen A Corner in the World’ü düşünüyorsun, benim de Madrid'deki festivalim Me gustas pixelad'i yeniden düşünmem gerekecek. Festivallerimizin/alanlarımızın bundan nasıl etkileneceği hakkında konuşalım mı biraz?


Fatih Gençkal 8 Haz 2020 10:37
İşin komik tarafı gelecekle ilgili tartışmaya başladıktan sonra, son birkaç gündür, gelecekle ilgili  tartışmalardan biraz bunalmış hissetmeye başladım. Hafta sonu şehirden biraz uzaklaştım ve sosyal medyaya neredeyse hiç bakmadım. Harikaydı. Gönderdiğin video güzeldi ama, iyi bir bakış. Aylin'in videosunu da beğendim. İzlerken senin neler gördüğünü duymak isterim öte yandan, o mekanı bilmemen ve insanların bahsettikleri bazı olayları yaşamamış olman, izleme deneyimini senin için farklı kılmış olabilir. Bir de senin balkon deneyiminden farklı diyorsun. Nasıl? Öte yandan, geçen hafta neredeyse her gün, normalde olduğundan çok daha net hatırladığım berrak rüyalar görüyorum. Keşke bana da sorsaymış rüyalarımı :) 
Hadi festivalleri tartışalım, daha eğlenceli :) Me gustas pixelad, gösteri sanatlarının bilgisayar ekranlarının dünyasıyla, internetle ve video oyunlarıyla buluştuğu bir festivaldi zaten. Pandemi durumunda işin anlamı nasıl değişti?


Matias Daporta Gonzalez 9 Haz 2020 15:04
Öncelikle, bu festival Covid 19'dan önce var olduğu için biraz gurur duyuyorum. İnsanların gösteri sanatlarının geleceği hakkında ne düşünürken referans alabilecekleri bir şey olduğunu düşünüyorum. Teknoloji ve beden arasındaki etkileşim konusunda zaten bir süredir çalışan sanatçıların haklarının yeterince teslim edilmiyor olması biraz sinirime dokunuyor. Bazı programcılar, yöneticiler vs sanki bu alan (kendileri tarafından) yeni keşfediliyormuş gibi konuşuyorlar. Ben de Me gustas pixelad (ve bu türden diğer pek çok festivali) işaret ederek onlara haddini bildiriyorum. Azcık.

Ne değişti? Bu festivali yaratmamın sebebi bir çalışma biçimine görünürlük sağlayacak alan olmamasıydı; video oyunlarıyla, teknolojiyle ve sanal ortamlarla ilgilenen ama beden aracılığıyla gerçekleşen işlere. Şimdi herkes bunun hakkında konuştuğuna göre, bununla devam etmek ister miyim? Bu günlerde merak ettiğim şey bu. Bir şekilde devam etmem ve pozisyonunu sağlamlaştırmam gerektiğini hissediyorum. Ama öte yandan, yeni bir kör nokta bulmam gerektiğini düşünüyorum.
"İnternetin olmadığı topluluklar" ve "kendilerini dijitallikten çıkartan" sanatçılar hakkında araştırma yapmak istiyorum... Ama bu hala muğlak bir fikir.


Fatih Gençkal 11 Haz 2020 13:01
Sanırım birçok insan dijital dünyanın ifade potansiyelini 'keşfediyor'. Bir de şu an başka bir alanda bir şey yapamadıkları için onu keşfetmek zorunda kalanlar var. İkinci grup kendi işlerine geri dönebileceğini hissettiğinde ilgisini kaybedebilir. Yine de, tabi ki bu artık görünürlüğe ihtiyaç duyan bir çalışma alanı değil. Bununla birlikte, dediğin gibi 'konumunu sağlamlaştırmanın’ önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun yaratıcı potansiyeline ve gerekliliğine hala inanıyorsan.
Genelde kör bir nokta bulmak ve üzerine çalışmak konusunda aynı şekilde hissediyorum. Bu oportünist bir içgüdüden ziyade statükoya meydan okuma dürtüsü. Bir şeyin değerli olduğuna ve görülmesi gerektiğine inanıyorsun. Gittikçe daha çok inanıyorum ki, her ne kadar dünya senden işlerini kategorize etmeni istese de, onları bir araya getiren şey hepsini senin yaptığın gerçeği. Belli bir odak veya tema değil de şeylere bakma konusunda genel bir tür dürtü. Yaptığın her şeye bakış açını getiriyorsun. Bir sanatçı gibi. Bugünlerde bir küratörün çalışmalarını da böyle görme eğilimindeyim. A Corner in the World’le, hala gerekli olup olmadığıyla ilgili birçok şüphem oldu. Daha önemlisi benim hala onunla ilgilenip ilgilenmediğimle ilgili. Birçok kez inancımı kaybettim, hem de çok yakın zamanda. Şu sıralar ise, Corner’ın belli bir odağa, belli bir kurumsal kimliğe sahip olması gerektiği hissinden kendimi azad etmeye, bir küratör ya da sanatçı olarak beni ilgilendiren şeyler üzerine düşünmeye çalışıyorum.
Me Gustas Pixelad, adıyla odaklandığı alanı oldukça işaret ediyor. Öte yandan şu anda teknolojiyle ilgili beklentiler etrafında -dijital-dışı fikri de dahil olmak üzere- hala üzerine çalışabileceğin ve eğlenebileceğin geniş bir oyun alanı olabilir.
Şu anda yürüttüğüm başka bir sohbette, arkadaşım Martha sadece 11 kişinin yaşadığı bir Yunan adasından bahsetti ve onu yeni keşfedilen bir destinasyona dönüştürmemek için ismini vermek istemedi. Çok merak ediyorum (genel olarak Yunanistan'a aşık olduğum için :) ama ismini sormayacağım. Bu, bana görülme ve dijitalleşme konusunu düşündürdü. İnternetin olmadığı topluluklar ve dijitalleşmeden çıkma ( un-digitalization) hakkındaki fikrin bana çok ilginç geldi. Erişimin bir değeri ve güç boyutu var. Ve bunun etrafında keşfedilecek çok fazla alan olduğunu hissediyorum. Bununla ilgili araştırma yaptın mı? Bu konudaki düşüncelerin neler?


Matias Daporta Gonzalez 23 Haz 2020 15:12
Daha araştırmaya başlamadım. Bu aralar aşırı çalışıyorum. Tamamlanacak bir çok başvuru var. Ayrıca festival için daha fazla para arıyorum çünkü bütçem yapmak istediklerim için çok az. Bir yandan da sürekli daha alçakgönüllü olup sahip olduğum şeyle yetinsem mi diye düşünüyorum. Neden bu kadar hırslanıyorum ki?
A Corner in the World için nasıl para bulacaksınız? Tekrar canlı festival olmayacak gibi düşünmüştüm. O iş bitti sanıyordum.


Fatih Gençkal 28 Haz 2020 19:07
Evet evet, fon ateşi buraları da sardı. Ben de bir sürü başvuru yapıyorum. Bugün, hayatımı idame ettirmek için sürekli fon aramaktan bıkkın ve yorgun hissediyorum. Kendimi işe yaramaz hissediyorum, 'becerilerimin' kimseye ve hiçbir işe yararı yok gibi. Festival yapıp yapmayacağımızı bilmiyorum. Yapacağımız şeylere ne diyeceğimizi ve ne yapabileceğimizi bilmiyorum. Kimsenin bize bir festival yapmamız için para vereceği yok (bir sürü festival olduğundan değil, aslında çok az var), tamamen yabancı enstitülerden ya da başka dış kaynaklardan gelen fonlara bağlıyız ve etkinliğimizin neden önemli olduğunu, sosyal etkisini vb sürekli gerekçelendirmek zorundayız. Demokrasiye ne katkıda bulunduğumu, sosyal etkimi falan açıklamaktan gerçekten yoruldum. Bugün özellikle.
Öte yandan bugün Onur Günü. Bir haftalık çevrimiçi etkinlikler sanal bir yürüyüşle son bulacak. Ben yeni katıldım. Sen de katılabilirsin, sadece konumunu ve elinde hangi afişin bulunduğunu işaretliyorsun: https://neredesinlubunya.com/ Böylesine kasvetli bir günde bana ilham verebilecek birkaç şeyden biri bu herhalde. Onur haftan kutlu olsun!


Matias Daporta Gonzalez 29 Haz 2020 12:02
Çılgın bir Onur gecesi yaşadım. Lisedeki en iyi arkadaşımla buluştum, 17 yıldır konuşmamıştık çünkü bir gün bana musallat olan çocukları desteklemişti. Cumartesi günü tesadüfen karşılaştık. Sokakta denk geldik ve bir şeyler içmeye gittik. Yoğun bir deneyimdi. Bir terapistim olsaydı çok mutlu olurdu. Hehe.
Evet, o kabus sorular. Yaptığın işin neye yaradığı. Bence bu soruyu sormak yasaklanmalı. Bir şeye yaradığı yok, herkes yalan söylüyor.
Ama dürüst olmak gerekirse, ben de bugünlerde canlı bir festivale fon vermezmişim gibi geliyor. Cumartesi günü 3 ay sonra ilk kez canlı bir şey izledim. Ve iyi hissetmedim. Rahat değildim ve ilişki kuramadım. Eski moda bir şey izlemek gibiydi. Biliyorum ki üç ay önce izlesem beğenirdim, ama şu an içimde bir direnç var. Bu direnç kalıcı olacak mı bilmiyorum.
Sen canlı bir şey izledin mi?


Fatih Gençkal 9 Tem 2020 15:12
Dediğini anlıyorum. Finansman ve yaptığın şeyi gerekçelendirme hakkında söylediklerimin aslında Covid-19 ile hiçbir ilgisi yok. Burada her zaman geçerli bir gerçek bu. Ama şu an HERKES  fon almak için rekabet ettiğinden durum daha da kötü.
Henüz canlı bir şey izlemedim. Bu aralar bir şey olup olmadığını bilmiyorum. Ama ben de senin gibi hissedeceğimi sanıyorum. Son zamanlarda internette icra edilen hoşuma giden birkaç şey izledim. Yine de tuhaftı. İzlediğim şey, canlı bir performans gibi değil de deneysel bir video ya da başka bir şey olarak hoşuma gitti. Canlı icra edilmesine rağmen. Dijital araçlar ve canlı aksiyonun bir kombinasyonunu oluşturmak için çok emek harcanmıştı ve bunu takdir ettim. Ama tamamen ekranda olan bir izleme deneyimiydi. Yani canlı olmasının pek önemi yoktu sanki. Son zamanlarda pek bir şeyle ilgilenmediğimi hissediyorum. Belki yaz ve sıcak olduğundandır, belki de bir şeylerin 'yeni normale' uyumlanmaya çalışması ve hiçbir şeyin eskisi gibi işlememesinden gelen his. Bir restorana gitmek de tiyatroya gitmek kadar eski moda geliyor. Veya bir futbol maçı seyretmek. Gerçekten tuhaf geliyor. Önceden zevk alacağım şeyler. Tüm bunların ne anlama geldiğini göreceğiz. Sanırım bütün bunlar yazdan sonra daha net olacak. Eylül ayından itibaren daha çok hareket olacak ve bu duyguyu daha çok keşfedeceğiz. Yeni sezon senin için nasıl görünüyor?


Matias Daporta Gonzalez 30 Tem 2020 12:20
Vay be, bunun ucunu kaçırmışım. Kusura bakma. Şu an sana Galiçya'dan yazıyorum. Sahte bir tatil yapmaya geldim. (Sahte çünkü hala yapacak çok işim var).
Benim için her şey Eylül'de bitiyor. Ayın 15'i son iş günüm ve şimdilik gündemimde hiçbir şey yok. Her şey iptal oldu. Bu yüzden son kartım, başvurduğum ve geleceğimi belirleyecek olan fonlar. Her şey olumsuz gelişirse, başka bir şeylerin eğitimini falan almayı düşünüyorum, ne olur bilmem. İnsanlardan duyduğum kadarıyla herkes pratik bir şeylerin eğitimini almayı düşünüyor. Bunun kültürün çöküşü olduğunu söylüyorlar, bu yüzden hazırlıklı olmak gerek. Ama henüz var olmayan bir şeye hazırlanmak gerçekten mümkün mü?
Biraz bağlantımı kesmek istiyorum, sakıncası yoksa konuşmayı burada bırakalım.
Bunca zaman seninle konuşmak harikaydı. Ve her zaman süreklilik sağlayamadıysam özür dilerim.
Öpücükler, Matías
Sohbetler A Corner in the World tarafından, İstanbul Hollanda Başkonsolosluğu desteğiyle gerçekleştirilmiştir.
2020