Krystel Khoury ile Sohbet
Kültür yöneticisi, araştırmacı, dramaturg
Doğduğu yer: Beyrut, Lübnan
Yaşadığı ve eve kapandığı yer: Brüksel, Belçika




Krystel’e dair
Beni Krystel’le sevgili dostum Mihran Tomasyan’ın tanıştırdı. 2016’da Beyrut Uluslararası Dans Platformu için Beyrut’a gittiğimde Krystel bana kalacak yer ayarladı. Sohbetlerimizde -bu tür durumlarda çokça olduğu üzere- pek çok ortak arkadaşımız olduğu ortaya çıktı ve yavaş yavaş iyi dost olacağım biriyle tanıştığımı fark ettim. Bu hissim dünyanın farklı yerlerinde karşılaştığımızda ve özellikle bu yazışma sürecinde sürekli güçlendi.
Dans ve gösteri sanatları geçmişi ve Dans antropolojisi ve Kültürlerarası Dinamikler üzerine doktorası olan Krystel yıllardır Akdeniz’in iki tarafı arasında araştırmalar ve yaratıcı projeler yürütüyor ve Arap ve Avrupalı sanatçılarla çalışıyor. Kendisi şu an Institut Supérieur des Arts et Chorégraphies de Académie Royale des Beaux-Arts in Brussels baş eğitmeni ve Mophradat’ta çalışıyor.
Bizim sohbetimiz ise bunların hiçbiri ile ilgili olmadı. Daha çok ölümle, yemekle, umutla ve hayattaki pek çok başka şeyle ilgili idi. Ve, neyse ki, hala devam ediyor.


Bu yazışma Fatih Gençkal ve Krystel Khoury arasında 26 Nisan -  20 Ekim 2020 arasında gerçekleşti.



‘Eve kapanma ve pandemi sürecinde yazışmaya başladık. Bu süreç hala devam ederken ve dünyanın bu bölgesi savaş ve kaosa sürüklenirken yazışmalarımız da devam ediyor. Bu sohbet deneyinin dünyanın baş döndüren hızına direnmenin bir yolu olduğunu düşünüyorum. Zamana ve geçiciliğe meydan okumak. Sence de öyle değil mi?’





Gönderen: Fatih Genckal
Alıcı: Krystel Khoury

Tarih: Pazar, 26 Nisan 2020 16.53

Sevgili Krystel,
Bir röportaj denemesi başlatmak istiyorum. Sana her gün bir soru soracağım ve her soruyu cevaplamak için 24 saatin olacak. Sonra ben senin cevabına ya da merak ettiklerime göre yeni bir soru soracağım. Sen de bana soru sorabilir, benimle röportaj yapabilirsin. Bir sohbet gibi olacak.
Eğer hızlı cevap verirsen yeni soruyu hemen sorabilirim, yani 24 saat beklememize gerek yok. Mesajlaşmaya da dönebilir bu. Ya da dönmez.
Lütfen konuştuğun gibi yazmaktan çekinme. İstiyorsan cümleleri bitirme, dilbilgisi doğru olmasın vs. Bunu bilinç akışı yazımı gibi düşünebilirsin. En doğru ya da kapsamlı cevabı vermek için fazla düşünmene gerek yok. Sorunun sende ortaya çıkardığı kıvılcımı takip et.

O zaman ilk soru:
Eve kapandığından bu yana sende ve etrafında neler olduğunu görüyorsun?


Krystel Khoury 27 Nis 2020 15:54
Sevgili Fatih,
Eve kapandığımdan bu yana bende ve etrafımda neler olduğunu görüyorum... İlk aklıma gelen fiziksel varlığa ne kadar ihtiyacım olduğunu/onu özlediğimi görüyorum - sadece biriyle oturup sohbet etmek bile olsa. Dünyaya bakışımda derin bir dönüşüm görüyorum: küçük detaylar - bitkilerle ilgilenmek ve her hafta çiçek satın alıp onları masamda tutmak ve ekranımdan uzaklaştığımda onlara bakabilmek gibi. Müthiş sürükleyici olmadığı sürece 45 dakikadan fazla film izleyemediğimi görüyorum. Bazen rutinlerin beni onları kırmaya ittiğini görüyorum. Etrafla çok fazla etkileşim kurmadığım için sakin ve dingin olduğumu görüyorum. Brüksel'de otururken komşumun penceresinden bir müezzin sesi duyuyorum ve Ramazan'ın başladığını görüyorum. Şehirlerde pek yeşil renk olmadığını fark ediyorum. Tekrar denizi koklamak istediğimi fark ediyorum - umarım yakında. Bazen yapabileceğim şeyin sadece kendimi meşgul etmek olduğunu görüyorum çünkü başka türlü nasıl yapacağımı bilmiyorum. Bazen tatsız oluyor... bazen saçma... Seslere ve renklere karşı daha duyarlı hale geldiğimi görüyorum. Sabahleyin kuşlar ve güneş... Gündüzümün manzarasında bunlar yoksa, kasvetli bir hal aldığımı fark ediyorum. Haberleri zaman zaman okumanın akıl sağlığı için en iyisi olduğunu görüyorum - aksi halde çok mutsuz şeylere açılan bir kapı oluyor.
Bir güvercin pencereme gelip, merhaba deyip geçti...
Merhaba Fatih, senin etrafında neler gördüğünü merak ediyorum?


Fatih Genckal 27 Nis 2020 21:15
Öncelikle, çok arzuladığım bir inziva gibi geldi ve vaktim varken bunun tadını çıkarmak istedim. Sonra bunun başka bir şey olduğunu fark ettim. Hala ikisi arasında gidip geliyorum. Zamanımın çoğunu kendimi ve çalışmalarımı organize etmek, bir rutin oluşturmak ve gelip giden yaratıcılık akışı ile flört etmekle geçiriyorum, tıpkı bir rezidans programında falan yapacağım gibi. Sonra gerçekliğin ağırlığı çarpıyor. Her 4-5 günde bir dışarı çıkıyorum ve süpermarkette kendimi oldukça gergin hissediyorum. Bakışlarımın içe döndüğünü hissediyorum, gözlerim çoğu zaman aşağı bakıyor: ekrana, kitaba ya da yere. Sanki küçülüyorum. Aklım sürekli meşgul, neler olup bittiğiyle ilgili makaleler okuyarak, bir şeyler yazmaya, bu zamanların kayıt altına alınmasına bir şekilde katkıda bulunarak kendimi faydalı kılmaya çalışıyorum. Öte yandan ortada o kadar çok şey var ki ambale olmuş haldeyim. Son zamanlarda, hükümetlerin mümkün olan en kısa sürede bir tür normalliğe dönme arzularının arttığını fark ediyorum. Bulundukları yerde olmalarını sağlayan boktan sistemi kurtarmak için umutsuz bir çaba.
Bir de bir tür paralel evren ortaya çıkıyor gibi sanki: İnsanlar birdenbire çok meşguller yine. Ne yapıyorlar? Yeni bir hayat hayal ve inşa etmek için elimdeki bu fırsatı iyi kullanma telaşı içindeyim. Kendim için ve dünya için. Ama nasıl? Büyük laflar. Milyonlarca insanın hala dünyayı döndürmek için çalıştığını hatırlıyorum. Gerçek dünyanın bu olduğunu hatırlıyorum. Bense evdeyim, takılıyorum, sadece düşünüyorum. Senin de böyle beyhude hissettiğin oluyor mu? 


Krystel Khoury 2 May 2020 18:22
Beyhudelikle ilgili sorun birkaç gündür kafamı meşgul ediyor. Beyhude bir eylem nedir? Benim için sanki her şey amacını yeniden kazanıyor.
Bu durum başladığından beri kendimi meşgul etmeme pek gerek kalmadı. İşimin bir kısmını zaten uzaktan yaptığım için meşguldüm. Bununla birlikte, normalden daha fazlasını yapma eğilimiyle savaştım. Bu nedenle günlerimi nasıl geçirdiğimin daha fazla farkına varmaya başladım. Neler yazdığımı, yaptığımı, okuduğumu, izlediğimi, dinlediğimi ve konuştuğumu bir kağıda not etmeye bile başladım. Sadece takip etmek için, belki de bilinçsizce "zaman kaybetmediğimden" emin olmak için. Yaptığım şeyin beyhude olmadığından emin olmak için. Aynı zamanda çok çelişkili bir durumdu bu çünkü bu sırada iletişim halinde olduğum insanların "üretkenlik" baskısı altında hissetmemeleri için çaba gösteriyordum. Bir noktada, bir gece oyun oynama ihtiyacı hissettim. evet, oyun. ve oyun oynamakla ilgili en çok keyif aldığım şeyin, oyunun diğer oyuncuyla yarattığı dinamikler olduğunu hatırladım. Tavlama baktım ve Münih'te yaşadığım dairemden geçen ve birlikte oynadığım arkadaşlarımı hatırladım. Belki de oyun kartlarımı alıp büyükannemin bana öğrettiği solo oyunları oynamalıyım diye düşündüm. Önce kendime bir evet-hayır sorusu sorardım ve eğer fal "açılmışsa" sorunun cevabı evet, aksi takdirde "hayır" olurdu. Bu sefer kart oynamaya karşı tuhaf bir direnç hissettim içimde, belki de artık dünyaya soracak sorum olmadığı içindir. Bütün bunlar beyhude geldi bana. Bir süredir hayata güvenerek ve kaderi zorlamadan yaşamaya başladım.

Süpermarkete gittim - bu seninle paylaşmak istediğim beyhudelik konusuna bağladığım bir hikaye. Süpermarkete gittim ve bir şekilde kendimi sabun raflarının önünde buldum. Raflar neredeyse boştu ama tuhaf bir şekilde sadece 3 marka kalmıştı.
Bu 3 marka şunlardı: Dove, Fa ve Diadermine. Kafam karışık düşündüm: hangisini seçmeliyim? 3 yıldır endüstriyel sabun almıyorum ama konu bu değil. Bu 3 marka, hayatımın farklı evrelerinde aldığım 3 markaydı. Bir anne ve kızı bana tuhaf tuhaf bakıyorlardı, neden bu kadar düşünüyorum diye... Fa yeşildi ve taze limon kokuluydu - bana sevdiğim bir arkadaşımı ve çocukken Beyrut'ta denize girtikten sonra derimizdeki tuzlu sudan kurtulmak için duş alışımızı hatırlatıyordu. Dove’un, beni Paris'teki öğrencilik günlerime geri götüren güçlü ama oldukça tatlı bir kokusu vardı. Bir çocuk, kokusu ona beni hatırlattığı için bu sabundan kendine aldığını söylemişti hatta, hahaha. Ve Diadermine annemin sevdiği bir Fransız markasıydı - tüm hipoalerjik testlerden geçmiş falan bir marka... Karar vermem 5 uzun dakikamı aldı... Kolumu uzatıp bir sabun almak 5 uzun dakika sürdü. Bunu yaparken de sorunu düşündüm. Böyle "beyhude" bir eylem ne ara bu kadar önem kazanıverdi?...

Evde kaldığımda, zamansallık tek bir alanda üst üste geliyor. Tek bir alanda yemek yiyorum, çalışıyorum, yaratıyorum. Daha önce bu eylemleri mekanda net bir şekilde ayırabiliyordum. Bu belki şimdilik böyledir, hala gözlemliyorum bunu. Öte yandan ‘dış mekan’ ile ilişki kurmamı sağlayan kocaman pencerelerim olduğu için çok mutluyum.


Fatih Genckal 3 May 2020 22:05
Bazen zaman yavaşlıyor ve bazen mekan küçülüyor veya genişliyor. Eve kapandığım süre içinde yanlışlıkla kaç kez cam kırdığımı bilmiyorum. Bardaklar, mercimek dolu cam kavanozlar, kaseler vs. O kırılma anında kalakalıyorsun. Sanki zamanda bir kırılma olmuş gibi. Kırılmadan hemen önceki an, kırılmaya sebep olan hareketin zihninde kocaman oluyor sanki. Nefesini bırakıyorsun. Etraftaki cam kırıklarına bakıyorsun ve en küçük parçaları arayarak temizlemeye başlıyorsun. Anlattığın hikaye bana bu anı düşündürdü. Zaman algısı değişirken içimdeki telaşı fark ediyorum. Kendime bakıyorum ve ağlayasım geliyor. 

Türkiye'de terör örgütüne üye oldukları gerekçesi ile sahneye çıkmaları yasaklanan ve üyeleri hapse atılan bir müzik grubunda bas gitar çalan bir adam var.  Açlık grevinde. Gruptan bir arkadaşı yakın zamanda açlık grevinde öldü ve bu adamın durumu da kritik. Pek çok arkadaşımın adamın kurtarılması için sosyal medyada paylaşım yaptığını görüyorum. Ben bu grubu hiç dinlemedim ve siyasi pozisyonları hakkında pek bir bilgim yok. Sosyal medyada adamın iskelet gibi resimlerini görüyorum ve kendimi berbat hissediyorum. Onu yaşatalım diye hashtagler var. Türkiye'de daha önce de bu tür grevler olmuştu ve bunların işe yaradığını pek hatırlamıyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bir gönderi mi paylaşsam? Onu kurtaracak eylem nedir? Paralize olmuş hissediyorum. Bütün bunların birbiriyle ne alakası var bilmiyorum. Bazen artık dünyayla birincil bağlantımızın  internet olmasının talihsiz olduğunu düşünüyorum. Her şey bozuluyor sanki. Belki de tüm medya araçları bir şekilde şeyleri bozuyordur. Senin sağlıklı iletişim kurma yolların neler?


Krystel Khoury 3 May 2020 22:44
Son haftalarda çok sevgili bir arkadaşım beni çok üzdü. Birden ortadan kayboldu. Ona mesajlar gönderiyorum. Ona video gönderiyorum. Onu arıyorum. Hatta partneti aracılığıyla ona ulaşmaya çalıştım. Ve cevap olarak aldığım şuydu: telefonu bozulmuş! Onun için çok endişelendim çünkü son konuşmamızda pek iyi görünmüyordu. Sonunda tekrar ortaya çıktı ve beni aradı. Cevap veremedim. Çok üzülmüştüm. Hayal kırıklığına uğramıştım. Duygularımın kıymetinin bilinmediğini hissettim - özellikle bu tür bir hareketten, ortadan kaybolunmasından nefret ettiğimi bildiği için. Eve kapanma  zamanında bu önemli. Sağlıklı bir iletişim, günden güne düzenli bir iletişim olmak zorunda değil, belki de diğer kişinin seni dinleyip dinlemeyeceğini düşünüp hesap etmene gerek olmadığı, karşılıklı olarak her zaman -özellikle zor durumlarda- birbirinizi dinleyebileceğizi ve ulaşılabilir olacağınızı bildiğin bir iletişim. Belki de aniden, birdenbire "ortadan kaybolmadığın". Yakınlığın coğrafi uzaklıkla ilgili olmadığı. Belki de, iki kişinin de belli bir niyet olmaksızın diğerine özen gösterdiği. Bu konuda pek de bir kural yok bence, çünkü bu senin kulağını diğer kişiye uyumlama kapasitene bağlı. 

Açlık grevinden hayatını kaybeden kadın şarkıcıyı duydum... Dün,  yetkililerle dalga geçtiği düşünülen bir video klip yönettiği için en azından 2 yıldır hapiste olan Mısırlı 24 yaşındaki, gelecek vadeden, genç bir yönetmen öldü. Ekim 2019 tarihli hapishaneden son mektubu:

Hapishane öldürmez, yalnızlık öldürür.
Desteğinize ihtiyacım var, ölmemek için.
Son iki yıldır başıma gelen her şeye tek başıma direnmeye çalışıyorum, ki her zaman tanıdığınız kişi olarak hapisten çıkabileyim ama devam edemiyorum.
Hapishanede direnmek, kendinize direnmek demek - kendinizi ve insanlığınızı her gün gördüklerinizin ve yaşadıklarınızın etkisinden korumak demek. İki yıl önce bir odaya atıldığınız, unutulduğunuz, ne zaman ve nasıl çıkacağınızı bilmediğiniz için zihninizi kaybetmeyi veya yavaş yavaş ölmeyi engellemek demek.
Ben hala hapisteyim. 45 günde bir hakim karşısına çıkarılıyorum. Bana veya 6 ay önce diğer herkesin tahliye edildiği davanın evraklarına bakmadan bana 45 gün daha hapis cezası veriyor. Neyse, bir sonraki duruşmam 19 Kasım Salı günü olacak.
Desteğinize ihtiyacım var ve onlara benim hala hapiste olduğumu ve beni unuttuklarını -ve her şeyin önünde tek başıma durduğumu bildiğim için yavaş yavaş öldüğümü- hatırlatmanıza. Beni seven birçok arkadaşımın benim hakkımda yazmaktan korktuğunu, destekleri olmadan da serbest bırakılacağımı düşündüğünü biliyorum.
Size ihtiyacım var, desteğine her zamankinden daha çok ihtiyacım var.
- Shady Habash, 26 Ekim 2019

Öte yandan Cezayirli şarkıcı Idir 70 yaşında aramızdan ayrıldu. Bugün bütün gün onun en ünlü ve güzel şarkısını dinledim.

Seni bu şarkıyla bırakıyorum : A vava inouva https://www.youtube.com/watch?v=8qcSdqc7QYo&list=RDMM8qcSdqc7QYo&index=1


Fatih Genckal 4 May 2020 15:26
Bu güzel şarkıyı dinliyorum, teşekkür ederim.
Başka bir yere gitmek istiyorum.
Birkaç hafta önce, insanın toplanma ihtiyacından ve salgının bunu nasıl yok ettiğinden bahseden The Forgotten Art of Assembly adlı bir makaleyi tercüme ettim. Bir araya gelmenin ne olabileceğine dair basit bir bakış açısı. Yazışmamız itibarıyla, birlikte olmanın farklı biçimleri olabileceğini düşünüyorum. Her biri diğeriyle aynı değil, ancak çeşitli biçimler var. Yine de bu çeşitli biçimlerde mevcudiyet karmaşık bir duyarlılık gerektiriyor sanki. Bu anlamda canlı sanatların bu ortamda neye dönüşebileceğinden bahsetmek ister misin? Bu iletişim nasıl sürdürülebilir? Sürdürülmek zorunda mı?


Krystel Khoury 11 May 2020 02:24
Bana canlı sanatların yeni durumda alabileceği şekil hakkında konuşmak isteyip istemediğimi seçmek için alan bıraktığın için minnettarım çünkü böyle bir egzersiz yapmayı pek istemiyorum. Bu soru, bu alandaki tüm tartışmaların merkezinde yer alıyor gibi. Bilmiyorum demenin en dürüst cevap olacağını düşünüyorum ve bu belirsizlikten çıkmak için acelem yok. Ayrıca, şeylerin neye dönüşeceğini hayal edecek konumda olmadığımı da hissediyorum, daha ziyade neye dönüşürlerse dönüşsünler, özlerini kaybetmeyeceklerinden emin olacak bir konumdayım.

bu hafta çok zor geçti. Çalışmaya devam etmek için çok enerji harcadım ya da "normal zamanlarda" yapmam gerekenlere yetişmek için... Kendimi kandırıyor muyum bilmiyorum. Olabilir. Bu gece biraz boş hissediyorum.
Bu nedenle, kağıda döktüğüm bazı düşünceleri gönderiyorum sana. belki dolaylı olarak sorunu yanıtlıyordur. Belki de yanıtlamıyordur.

https://documentarytheatre.com/fragrances-from-a-flower-correspondence/?fbclid=IwAR3OVTng88bIwEkw8Yc9nHXRJDM3vopd4cTCb2jSHcdplITvokowsXyQhuI


Fatih Genckal 11 May 2020 23:17
Bunu paylaştığın için teşekkürler. Çok güzel.
Geçen hafta birçok arkadaşım nasıl hissettiklerini veya ne demek istediklerini açıklamak için başka yazılara referans verdiler.
Eşimle hafta sonu sokağa çıkma yasağından sonra bugün ormana gittik. Orada bir arkadaşımızın koordine ettiği bir rezidans mekanı var. Biz de sebze ekmeye başlamasına yardımcı olmak için oraya gittik. Toprakla çalışmak istiyoruz. Daha sonra yakın arkadaşımız olan bir çifti ziyaret ettik. Onlar verandalarında otururken biz bahçede oturduk ve sohbet ettik. Eşim alerjiye yakalandı ve ormandan beri hapşırıp durdu. Bense yorgun ve uykulu hissediyorum. Geçen hafta tarayıcımda açtığım sayısız sekmeden sanırım 4’ünü kapattım -o sekmelerdeki makalelerin artık eskidiği veya ilginç olmadığı için okunmalarının anlamsız olduğuna karar verdim. Bilgisayarımı açtığımdan beri, WhatsApp üzerinden izlediğim(?) bir tiyatro oyunundan sürekli WhatsApp mesajları alıyorum. Bunun nasıl bir şey olacağını görmek istemiştim. Şu anda 432 okunmamış mesajım var. Yarın sabah 2 çevrimiçi toplantı için erken kalkmam gerekiyor. İşte günüm böyle geçti ve tüm yazabildiğim bu. İyi geceler.
Adam sana yazdıktan 2 gün sonra ölüm orucunu bıraktı ama ertesi gün öldü. :(


Krystel Khoury 19 May 2020 23:56
"Yazışmamız bitti mi sence?
- Hayır! sadece ben pek düzenli değilim! Ekmek yapıyorum...
- Anladım. Böyle çok dramatik bir son olacaktı."

Sana ilk defa ekmek yaptığımı söylemeyi unuttum. Kısmen başarılıydı. Yaparken çok heyecanlandım. Fırınım yok, bu yüzden tava kullandım. Ekmek yapmak insanı özerk hissettiriyor. Pazar günü bilgisayara ara verip "pazar öğle/akşam yemeği" yapmaya karar verdim. Lübnan usulü. büyükannemin çocuklarını ve torunlarını masanın üzerine toplamayı umarak yaptığı gibi. Toplantılar onun için çok önemliydi. Sanırım bugün nedenini daha iyi anlıyorum. Önce humusu yaptım, sonra tabouleh yaptım. Çok zamanımı aldı. İlk kez yaptığımdan değil, bunu gidenler için bir meditasyon ve sevgi anı olarak aldığımdan sanırım. Bazıları bir şeye açlık grevi yapacak kadar inandıkları için ve iktidardaki sisteme karşı farkındalık yaratmak umuduyla ölüyorlar. İktidar  umursamıyor. Bir eksik, bir fazla. Ne fark eder. Bu insanlara hayranlık duyuyorum. Yemek yaparken açlık grevini düşünüyorum. Çok alakasız farkındayım ama parmaklarımın arasındaki her küçük kesilmiş maydanoz parçasına teşekkür ediyorum.

Komşularıma birer tabak ikram etmeye karar vermek gibi tuhaf bir nedenle bu kadar çok yemek yaptığımı söylemeyi unuttum. Biri oruçluymuş ve bu ikram onu çok sevindirdi. Biri öldüğünde, onun "ruhu için" bir araya gelme ve yemek yeme ve dağıtma geleneği vardır.
Benim niyetim bu değildi.  
Bedenlerimiz ve davranışlarımız her zaman kollektif bilincimize ait değil.
Sana o gün yazmayı unuttuğumu söylemeyi unuttum.

Babamın kuzeninin acil serviste hastane yatağında ne düşündüğünden veya neler yaşadığından emin değilim. Aldığı serumlarla açlık hissetmediğinden eminim. Açlıktan ölmedi. Sanatçı, müzisyen, oyuncu, eylemci değildi. ¨Lanet virüsü bünyesinden atmak için iki ay çok sıkı mücadele etti. Maalesef çok fazla hasara neden oldu". Pazartesi sabahı kızından bu mesajı aldım.

İkisi de yaşam için savaştı ama. İkisi de öldü.  Ölüm, hayata anlamını verir derler.
Ölümün, yaşayanlar için ne kadar acı olduğunu söylemeyi unuttular.

"Diyaloğumuz bitti mi sence?
- Hayır! ama kederliyken sözleri kaybediyorum.
- Anlıyorum. Böyle çok dramatik bir son olacaktı"

Bizi terk edenlerin ruhlarına. Sahtein.




Fatih Genckal 22 May 2020 23:06
¨Lanet virüsü bünyesinden attı... Maalesef çok fazla hasara neden oldu". Bunu daha önce iki kez duydum. Sırasıyla babası ve ananesi ölen iki dansçı arkadaştan. Şimdi düşünüyorum da, bu süre zarfında böyle çok da hikaye duymadığımı fark ettim. Dün, balkonunda komşumun şu anda ölüm sayılarının daha düşük olduğundan bahsettiğini duydum. Mutluydu: 23, dedi. Bu harika!

Ben de geçen gün ilk kez msabbaha pişirmeyi denedim. Fena değildi, tahini biraz fazla kaçırmışım. Çocukluğumdan ziyade, sevdiğim diğer yerlerden gelen yemekleri deneme eğilimindeyim. Halihazırda aşırı sıcak olan bu günlerde özellikle naneye hayranım.

Bir yandan Alexandre Paulikevitch ile de  sohbet ediyorum. Bana yemek yapmayı ne kadar sevdiğini, bunun nasıl bir yaşam eylemi olduğunu ve gitmiş olanların anılarını geri getirdiğini söyledi o da. Bu iki sohbetin yollarının böyle kesişmesi ne güzel bir tesadüf.

Yemek hakkında biraz daha konuşalım. Ve toplanma hakkında. Bugün bayramda 4 günlük sokağa çıkma yasağından önce bir şeyler almak için pazara gittim. Muhtemelen bayram tarihinde ilk kez insanlar birbirlerini ziyaret edemeyecekler. Pazarda her şeyden biraz biraz almaktan kendimi alıkoyamadım. Ne kadar taze, ne kadar ucuz. Ama bundan da öte, hayatın her kesiminden insanın burada dağıtılan, doğanın verdiği yaşam kaynaklarından paylarını aldıklarını görmek beni canlandırdı. Bu topluluğun yaşamının bir parçası gibi hissettim. Daha sonra, gıda tüketiminin hala yaşayan çok eski bir toplanma yöntemi olduğunu düşündüm, ancak bugün gıda üretiminin bu süreçten kopuk olduğunu ve bizim çoğu zaman yediğimiz gıdalara ve üreticilerine yabancılaşmış durumda olduğumuzu. Komik bu. Ne kadar çok yemek yaparsam, bunu o kadar çok hissediyorum, bununla ilgili o kadar çok düşünüyorum, okuyorum, dinliyorum. Kusura bakma, düşünce akışım beni farklı bir yere getirdi :) Yemekle ilişkin hakkında biraz daha konuşmak ister misin?


Fatih Genckal 15 Tem 2020 12:23
Canım,
Çok sessiz kaldın. Umarım iyisindir, çalışıyorsundur muhtemelen. İzmir'de yaz, işler yavaş yavaş geri gelmeye başlıyor, birçok fon başvurusu ve halihazırda çok yoğun görünen Eylül ayı için hazırlıkların yapıldığı bir dönem. Eşimle, ailemin Karadeniz kıyısındaki yazlık evindeydik. Orası güzel ve serindi, rüzgarlı ama güzel. Yeni doğan yeğenimle ilk kez tanıştım - şu an 3 aylık - ve şu an 2,5 yaşında olan ve bizi gördüğüne deli olan diğer yeğenimle oynadım. Yaklaşık 6 ay sonra ailem ve kız kardeşimle görüştüm. Çok güzel ve aynı zamanda çok yorucuydu. Büyüdüğüm yazlık evde olduğum için duyguluydum biraz, artık İzmir'de yaşadığım ve haftasonu oraya kolaylıkla gidemediğim için kendimi biraz uzak hissettim. Kız kardeşim kendi ailesini kurarken ve ebeveynlerim yaşlanırken ben gittim. Belki de pandemi dünyasında mesafeler o kadar önemli değildir.

Bu günlerde yaratıcı faaliyetlerden oldukça kopmuş durumdayım, birçok işim olsa da. Yani, bildiğimiz anlamda yaratıcı faaliyetler. Bir performans yapmak, küratörlük yapmak vb. Bunların benim için aciliyeti yok şu anda, sadece yaptığım bir takım işler. Okumak, yazmak, doğada olmak ve dinlemekle ilgiliyim daha çok. Belki bu sadece yaz hissiyatıdır.
Sen nasılsın canım? Önünde neler var?


Krystel Khoury 4 Eki 2020 18:10
Sevgili Fatih,
22 Mayıs'tan beri (son emailin) gelen kutumda bu taslak mesaj bekliyor.
Niyet belli. Sana cevap yazmak için açtım ama o zamandan beri hiçbir şey gelmedi sana.
Bana mesaj attın ve kısaca whatsapp üzerinden yazıştık.
Whatsapp mesajlaşması, iletişim kurmanın başka bir yolu. Başka bir zamansallık gerektiriyor. Kısa, hızlı cevap vermek - bazen acilen, kendiliğinden... Oluşmakta olan düşünce ve duyguları paylaşmak için ne kadar uygun, emin değilim.

Bazı düzeylerde, bazı anlarda verimsiz olmayı kabul etmeye ve bir şeylere hakkınca zaman ayırmaya cesaret edemediğimizi hissediyorum. Tüketim dünyamız tembelliğin günah olduğuna karar vermiş. Biz de onun yerine tefekkürü, meditasyonu ve bazen de eylemi koymuşuz. Mayıs ayından beri "eylem halindeyim". Sana sadece bir tür adı konulmamış anlaşma gereğince yazmak ‘zorunda’ olduğum için yazmak istemedim. Bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum sanırım.

Bu yazışmanın hakiki tarafını korumak istiyorum ve bu konuda gösterdiğin sabır ve sebat için sana teşekkür etmek istiyorum. Arkadaşlıklar, bir süre ortadan kaybolup sonra geri geldiğinde konuşmayı bıraktığın yerden değil, o an bulunduğun yerden sürdürebildiğin ilişkilerdir - sanki diğerinin varlığı geçen zamanda sana eşlik etmiş gibi.
Ayrı bir emailde bana "son" bir email gönderip sohbeti yayınlamaktan bahsetmişsin. Müdahaleci olmak istemem ama sohbeti bitirmek istediğimden emin değilim, ya sen? Düzensizliği onu samimi yapan şey bence.
Eve kapanma ve pandemi sürecinde yazışmaya başladık. Bu süreç hala devam ederken ve dünyanın bu bölgesi savaş ve kaosa sürüklenirken yazışmalarımız da devam ediyor.
Bu sohbet deneyinin dünyanın baş döndüren hızına direnmenin bir yolu olduğunu düşünüyorum. Zamana ve geçiciliğe meydan okumak. Sence de öyle değil mi?
Umarım liderlerimizin çılgınlıklarına rağmen güvendesindir.
Yazacaklarını dört gözle bekliyorum,


Fatih Genckal 20 Eki 2020 13:27
Sevgili Krystel,
Yazman sürpriz oldu. Güzel bir sürpriz. Senden oldukça uzun bir süre haber alamadıktan sonra devam etmek istemeyebileceğini düşünerek 'son' email demiştim. Ayrıca Beyrut'taki patlamadan sonra, zorlamak istemedim sanırım.

Geçen hafta seni tamamen başka bir şey için Zoom toplantısında görmek biraz tuhaftı. Video görüşmesi denen bu şeyin bizi derhal bir araya getiren, oldukça sert, doğrudan ve geçici bir şey olduğunu düşündüm. Bam! Söyleyeceğini söyle ve geç git. Öte yanda bu email alışverişi var, zaman alan. Daha fazla katman, sabır, derin düşünceler... Canlı karşılaşmalardan asla vazgeçmem, yanlış anlaşılmasın, tam da bu yüzden sahne sanatları alanında çalışıyorum. Ama bu aralar bundan pek zevk almıyorum. Belki de canlı karşılaşmalar, arkalarında büyük bir çalışma olduğu zaman güçlü oluyor (bir performansın hazırlanma ve prova süreci gibi). Performansın kendisi belirsizlik ve mevcudiyetle dolu bir an, ama o anı ancak kendini buna hazırlamışsan tam olarak yaşayabilirsin. Ve belki yazma işi de buna benziyor. İş, şu anda, ben bunu yazarken gerçekleşiyor, ancak bu sadece gerçek çalışma biz yazışmaya başladığımızdan beri süregeldiği için mümkün. Bu yüzden aralara zaman giriyor.

Ben de Eylül başından beri eylem içindeyim. 9-17 Eylül arasında 3 farklı performans yapmam ve bir performans seçkisinin küratörlüğünü yapmam gerekiyordu. İlk performansım Diyarbakırlı bir meslektaşımla başladığım yeni işimdi ve beni çok heyecanlandırıyordu. Pandemi dolayısıyla askıya almıştık, sonra bir hafta çalışıp küçük bir sunum yapmak için bir davet aldık. Ve bunu yaptık. Tekrar insanların önünde performans sergilemek harikaydı. Bu çalışma benim için çok değerli ve birçok varsayımımı ve çalışma yöntemlerimi altüst eden bir süreç oluyor. Bir ara bunu seninle paylaşmak isterim.

Diğer iki performans ertelendi çünkü şu anda karantinadayız! Eşimin ofisindeki biri Covid-19 çıktı ve tüm ofis çalışanları resmi olarak evlerinde karantinaya alındı. Ben de eşimle birlikte eve kapandım :) Hayatın böyle bir anda bu kadar sert bir şekilde değişebilmesi tuhaf. Zamanda 6 ay geriye gitmişim gibi geliyor. Ancak şu an tüm dünya başka şeyler yapıyor, bu yüzden o kadar da havalı değil.


Devam edecek...
Sohbetler A Corner in the World tarafından, İstanbul Hollanda Başkonsolosluğu desteğiyle gerçekleştirilmiştir.
2020