Astrit İsmaili ile Sohbet
Performans Sanatçısı
Doğduğu yer Priştina, Kosova
Yaşadığı ve eve kapandığı yer: Amsterdam, Hollanda


 Astrit’e dair
Astrit ile 2018 yılında A Corner in the World Festival 3’te kızkardeşi Blerta ile birlikte icra ettiği UNIKAT performansı vesilesiyle tanıştım. Bir zamanlar ülkeleri Kosova’da çocuk pop-starlar olan iki kardeşin incelikli, duyusal ve kişisel performansları, seslerin ve imgelerin çarpışmasıyla şekillenen çok yönlü kimliklere dairdi. 
Astrit, Priştina’daki Tiyatro Yönetmenliği eğitiminin ardından Amsterdam’daki DasArts’ta Performans üzerine master yaptı. 2012’de Kosova’nın en büyük performans sanatı etkinliği olan ‘Prishtinë - mon amour’‘u organize etti. Çalışmaları görsel sanatlarla performans arasında salınırken hem kimlikleri hem de sanatsal formları bozbozuma uğratıp yeniden inşa ediyor. Bununla beraber kendi bedenini sanatının merkezine böyle güçlü ve zarif şekilde yerleştirebilen çok nadir bir yeteneği olduğunu düşünüyorum. Herhalde kuir terimi onun çok boyutlu personasını, her türlü kategoriyi boşa çıkaran olağanüstü varlığını açıklamaya en yakın terim. Öte yandan o, bu kategoriyi bile boşa çıkarıyor olabilir!


Bu yazışma Fatih Gençkal ve Astrit İsmaili arasında 28 Nisan – 24 Ağustos 2020 arasında gerçekleşti.



‘Çoğunlukla sadece rüzgarım ve sıklıkla sadece bir fikir, bir keresinde bir gözyaşıydım, birkaç kez bir hatıra, 7 kez denizatı, son zamanlarda bir çiçek ama çoğu zaman su.’





Gönderen: Fatih Genckal
Alıcı:
Astrit Ismaili
Tarih: Salı, 28 Nisan 2020 17:23


Sevgili Astrit,
Bir röportaj denemesi başlatmak istiyorum. Sana her gün bir soru soracağım ve her soruyu cevaplamak için 24 saatin olacak. Sonra ben senin cevabına ya da merak ettiklerime göre yeni bir soru soracağım. Sen de bana soru sorabilir, benimle röportaj yapabilirsin. Bir sohbet gibi olacak.
Eğer hızlı cevap verirsen yeni soruyu hemen sorabilirim, yani 24 saat beklememize gerek yok. Mesajlaşmaya da dönebilir bu. Ya da dönmez.
Lütfen konuştuğun gibi yazmaktan çekinme. Sorunun sende ortaya çıkardığı kıvılcımı takip et.
O zaman ilk soru:
Eve kapandığından bu yana sende ve etrafında neler olduğunu görüyorsun?


Astrit Ismaili 4 May 2020 21:59
eskilerinin üstüne yeni travmalar. gerçekliği yeniden değerlendirmek. daha fazla zaman. yüzeysel ilişkilerin sona ermesi. kuşlar normalden daha fazla şarkı söylüyor. belirsizlik. topraklanma ihtiyacı. bedeni dinleme bazen çok fazla. önemli olanı ve önemli olmayanı ayırt etme. yeni bir rutin inşa etme. bozma. şehir epey boş. kaygı. bazen nefes alamadığımı düşünüyorum. dün bugün ve önceki gün güzel günlerdi. 10 günde bir alışveriş yapıyorum ve yaklaşık 70 euro harcıyorum grindr'da sadece sohbet edip çıplak fotoğraf gönderiyorum. dün takviyelerimi almayı unuttum bugün alıp almadığımı hatırlamıyorum  C vitamini d vitamini


Fatih Genckal 4 May 2020 22:42
‘Geri bildiriminiz için teşekkür ederim.’
Gmail, mesajına yanıt olarak bana bu cümleyi önerdi. Bir an Grindr'a 70 Euro harcadığını sandım. Bir sürü gizli özellik satın aldı herhalde dedim. Bütün bunlarla birlikte senin için neyin önemli olduğunu anlamaya daha yakın mısın?


Astrit Ismaili 4 May 2020 22:50
Yanılmıyorsam, tinder gold için 15 euro falan harcadım ve buna değdi çünkü bana çiçek gönderen ve bana küçük sürprizler yapan romantik bir sevgili buldum.  zamanımın çoğunu onunla geçiriyorum. Her şeyden önemlisi yaşadığın için mutlu olmak, kulağa ne kadar sıradan gelse de gerçekten böyle düşünüyorum. 


Fatih Gençkal 5 May 2020 15:18
Amsterdam'da mısın? Orada eve kapanma ile ilgili durum nedir?


Astrit Ismaili 7 May 2020 16:53
Merhaba Fatih, evet Amsterdam'dayım. Burada o kadar katı değil. Tabi okullar, tiyatrolar, müzeler, galeriler, kulüpler, barlar ve tüm grup sosyal aktiviteleri kapalı ama yine de istediğin zaman sokağa, parklara ve süpermarkete çıkabiliyorsun. Sen istanbul’da mısın? Nasılsın?


Fatih Gençkal 7 May 2020 21:01
Son bir yıldır yaşadığım İzmir'deyim, eşim ve 2 kedimizle evde olduğum ve çalışmak zorunda olmadığım için şanslıyım. Tüm grup aktiviteleri ve buluşma yerleri kapalı ve son birkaç haftadır hafta sonu sokağa çıkma yasakları var. Hükümet birkaç gün önce bir 'normalleşme planı' açıkladı ve kısıtlamaları gevşetmeye başlamaktan bahsetti. Duyurdukları ilk şeylerden biri alışveriş merkezlerini açmaktı, ki bu en çok neye önem verdiklerini gösteriyor. Dünyanın farklı yerlerinde hükümetlerin pandemi nedeniyle toplum üzerinde normalden daha fazla kontrole sahip olması epey sinirime dokunuyor. Bilgi akışını ve karar alma mekanizmalarını neredeyse tekelleştirmiş haldeler. Bunu itaat etmekten başka yapacak çok şeyimiz yok. Bunu her geçen gün daha çok fark ediyorum ve bu hoşuma gitmiyor. Kişisel düzeyde, zamanımın çoğunu neler olup bittiğini 'anlamak' için izlemek, okumak, yazmak, yeni projeler düşünmek, kendimi faydalı hale getirme yolları aramak ve sadece kendimle olmak, evde geçirdiğim zamanın tadını çıkarmak arasında gidip gelerek geçiriyorum. Sen de benzer bir ikilem hissediyor musun? Bu günlerde ne ile meşgulsün?


Astrit Ismaili 13 May 2020 15:42
Hey Fatih, ailenle olduğunu duymak güzel. Çoğu zaman bizlerin sesini temsil etmeyen hükümetler tarafından dikte edilen bir takım önlemleri takip etmek gerçekten sinir bozucu. Bir yandan da sağduyum normalde çevremde olmayan insanlarla mümkün olduğunca fiziksel temastan kaçınarak kendimi virüsten korumaya yöneltiyor beni. Her şeyden çok, arkadaşlarıma sarılmayı özledim! Komik, bazen buluşuyoruz ve elbette mesafeli kalıyoruz ama gerçekten onlara sarılmak istiyorum çünkü dokunmak hayatımızda önemli bir unsur ve bunu yapamıyoruz. Bu o kadar büyük bir değişim ki! Öte yandan buradaki durum yavaş yavaş normale dönüyor ki bu bir yandan iyi, ama diğer yandan henüz aşı yok ve normalleşmenin mantıklı olup olmadığından pek emin değilim. Ben de kendimi meşgul etmeye çalışıyorum! Bazen işe yarıyor ama çoğu zaman çok çok zor! Umarım bu durum yakında düzelir! Seni kocaman sanal kucaklıyorum!


Fatih Gençkal 13 May 2020 15:59
Mesafeyi koruma durumu gerçekten tuhaf. Geçen gün yakın arkadaşımız bir çifti ve 1 yaşındaki bebeklerini bahçelerinde ziyaret ettik. Birbirimizden ve bebekten 2 metre uzakta birkaç saat oturduk. İnsanlara çok dokunan biri sayılmam ama fiziksel mesafeli olarak insanlarla buluşmak gerçekten garip geliyor. Huzursuz hissediyorum, aramızda 2 metre varken sanki 'gerçekten' buluşmuyoruz, aslında orada değilim gibi. Ve normalleşmeyle bile, durum epey bir süre daha böyle olacak. Dokunma hissimin değerini her geçen gün daha iyi anlıyorum. Öte yandan, görme duyum, ona çok yüklendiğim için beni bu günlerde yıpratıyor sanki. Her zaman bir şeye bakar haldeyim, genellikle aynı beden pozisyonunda. Ve bu bedenimin küçülmesine neden oluyor. Sen duyularınla ilgili herhangi bir değişim ya da farkındalık hissediyor musun?


3 Haz 2020 20:16
Merhaba canım, bir süredir senden haber almadım. Her şey yolunda mı?


Astrit Ismaili 4 Haz 2020 17:03
hey fatih, her şey yolunda! Bu hafta büyük bir teslim tarihim vardı, epeyce çalıştım, sunmam gereken birkaç proje teklifi vardı. Sanırım burada işler yavaş yavaş normale dönüyor. Bir yandan Minneapolis'te olanlarla zihinsel olarak meşguldüm, elimden geldiğince düşünüp bir şeyler yaparak sosyal medya üzerinden mümkün olduğunca destek vermeye çalıştım. Geçen hafta amsterdam'da yapılan Black Lives Matter yürüyüşüne katıldım. Katılımcı sayısının 300 beklenirken 5000'e çıktığını görmek heyecan vericiydi.
Bu yıl, tam anlamıyla iyileşmemiş tüm yaraları tekrar açıyor, Onları hissetmek acı verici olsa da yenilenme ve iyileşme için umut verici aynı zamanda. Dün İranlı ressam arkadaşım Sam Samie'ye diyordum: Hayatımda hem bir savaş hem de bir pandemi deneyimlemeyi hak edecek ne yaptım? (ABD dışındaki kimlik söylemleri ve özellikle ırkçılık üzerine düşünürken.) Minneapolis'te olanlar tüm dünyada ırkçılık hakkında pek çok tartışma yarattı. Bir arkadaşımla 90'larda ve hatta ondan önce Arnavutlara yönelik Sırp ayrımcılığını ırkçılık olarak tanımlamanın linguistik olarak doğru olup olmadığını tartışıyorduk. En azından Kosova'da bu ırkçılık olarak algılanıyor ve ifade ediliyor ki bu anlaşılabilir bir durum çünkü baskı ve şiddet mekanizması çok benziyordu. Ama öte yandan Arnavutlarla Sırplar, Kürtlerle Türkler, İranlılar ve Afganlar arasında ırksal farklılıklar yok. Bu konuda ne düşünüyorsun? George Floyd'un öldürülmesi Türkiye'de ırk konusunda bir tartışma başlattı mı?


Fatih Gençkal 7 Haz 2020 22:49
Herhangi bir şekilde terminoloji konusunda uzman değilim. Benim şu anki hissiyatım, ırksal, ulusal, etnik, cinsiyetçi ve diğer ayrımcılıkların net bir şekilde ve hem ahlaki hem politik gerekçelerle kınanması gerektiği. Mesela Türkiye'de George Floyd'un öldürülmesi toplumun tüm kesimleri tarafından kınandı, ancak gördüğüm kadarıyla kitle yürüyüşleri veya herhangi bir popüler siyasi eylem olmadı. Muhafazakârlar ve milliyetçiler bunu, ABD'ye saldırma şansını kaçırmamanın ve Türkiye'de ırkçılık olmadığı, müthiş ahenkli bir toplum olduğumuz yalanlarını tekrar ortaya atmanın bir yolu olarak ilk kınayanlar arasındaydı. Diğer yandan ise aynı anda Hrant Dink Vakfı ölüm tehditleri alıyordu (Türklüğe hakaret ettiği (!) gerekçesiyle yargılanan ve milliyetçi medya ve siyasetçiler tarafından hedef gösterildikten sonra İstanbul'un çok merkezi bir yerinde gün ortasında vurularak öldürülen Ermeni aydın ve gazeteci Hrant Dink adına kurulan vakıf), genç bir adam namaz vaktinde Kürtçe müzik dinlediği için öldürülüyordu ve bugün Suriyeli, LGBT, Alevi ve diğer 'azınlıklar' sistematik olarak ayrımcılığa uğramaya ve zaman zaman şiddete maruz kalmaya devam ediyor. Bu ikiyüzlülük midemi bulandırıyor. Türkiye’de Afro-Türk veya diğer Afrika kökenli insanlara karşı 'ırksal' terimlerle anlamayı sevdiğimiz anlamda ırkçılığın da tabi ki olduğundan ve Osmanlı döneminde tabii ki kölelik olduğundan bahsetmiyorum bile. İnsanların bir şeyi kınamak için bir araya gelirken sayısız diğerlerini görmezden geldiğini görmek çok sinir bozucu. Bu durum, buna çok duyarlı olup dünyanın başka yerlerindeki benzer sayısız örneğe hiç tepki vermeyen dünyanın geri kalanı için de geçerli tabi. Örneğin İsrail polisi tarafından öldürülen İyad el-Hallak. Bu örneklerden hangisinin ırkçılık olarak adlandırılacağını bilmiyorum ve çok da umursamıyorum çünkü ırkçılık karşıtı olmak, daha geniş bir ahlaki ve politik duruşun sadece bir parçası diye düşünüyorum. Kosova ve diğer Balkan ülkeleri için de benzer bir durum olduğunu düşünüyorum. Arnavutların, Sırpların veya Boşnakların aynı ırktan olup olmadıklarının önemli olduğunu sanmıyorum. Ayrımcılık öyle veya böyle şiddete yol açıyor ve bunun her türlüsüne karşı durmalıyız. Ahlaki ve politik gerekçelerle. Haklar gerekçesiyle. Aksi takdirde zalimlerin, yaptıkları eylemler için her zaman bir bahaneleri vardır ve sorumluluktan veya suçtan kaçmak için durumları farklı şekillerde tanımlarlar. Bu Kosova, ABD, Avrupa, Türkiye veya başka herhangi bir yer için geçerli diye düşünüyorum.
Bu yıl iyileşmemiş yaraların açıldığından bahsetmişsin. Bunun hakkında daha fazla konuşmak ister misin? Bu dönemi nasıl deneyimliyorsun ve bu nasıl iyileştirici?


Astrit Ismaili 18 Tem 2020 14:58
1999 yılında Kosova'da yaşadığım savaşın yaraları açıldı aslında. Kabuslar gördüm ve uyumakta zorlandım! Bu kısmen Hollanda'daki yasal statümle de ilgiliydi! 5 yıldır burada yaşıyorum ve karantinadan hemen önce oturma iznimi uzatma başvurum reddedildi. Bir avukat bulup itiraz etmem gerekiyordu, ancak göçmenlik bürosu bana ülkeyi terk etmem için iki hafta verdi. Çok stresliydi ve durumumun ne kadar güvencesiz olduğunu, hayatımın nasıl kolayca tamamen değişebileceğini anladım! Toplumdaki konumumun, dezavantajlarımın ve aynı zamanda ayrıcalıklarımın farkına vardım. Kaygıdan üç buçuk attım. Şimdi her şey yolunda! Ortak arkadaşımız Deniz Buga'nın tavsiye ettiği avukatımın yardımıyla evrak işlerimi çözdüm!
Şimdi Berlin'deyim, birkaç ay aradan sonra bir performans hazırlıyorum! another map to nevada adlı bir tekne performansında 3 gösteri yapacağım. Sonunda tekrar performans yapacağım için çok heyecanlıyım! Ev hapsi, anksiyetenin dışında bana netlik ve daha güçlü bir delalet kazandırdı. Önemli olan, önemsizden filtrelendi sanki.
Berlin'deki bu etkinlik için, Kosova savaşı ve bağımsızlığına dair kişisel deneyimlerimden yola çıkan 'MISS' performansımın 'Miss Kosovo' adlı bölümünü yapmaya karar verdim. Bu iş, ayrıca 90'lara damgasını vuran küresel olaylar zincirinden de esinlendi. Örneğin Berlin duvarının yıkılması, Yugoslavya'nın parçalanması, Avrupa'da yeni ulusal kimliklerin doğuşu ve bunun birçok birliğin daha küçük parçalara bölünmesine neden olması. Bu çatışmalar bir ölçüde sona erdi, ancak Miss Kosova’nın öznelliği hala savaşıyor. Kuir bir beden olarak Miss Kosovo, yerel ve uluslararası alanda hala geçersiz addedilen kimliklerin tanınmasını talep ediyor. Şu anda performansın politik sesi farklı bir şekilde duyuluyor. Bu yüzden içinde bulunduğumuz durumun bu işi yapma kararımda gerçekten etkili olduğunu düşünüyorum!


Fatih Gençkal 24 Tem 2020 19:01
Canım,
Geçen hafta sonu Türkiye'de bir performans ikonu öldü: Daha çok drag karakteri Huysuz Virjin olarak tanınan Seyfi Dursunoğlu. Prime-time TV'de neredeyse her şeyi yapabilen ve bu durumu inanılmaz şekilde yönetebilen muhteşem bir performansçı, müthiş bir şovmen, harika bir şarkıcı. O kadar doğrudan, aynı zamanda kıvrak zekâsıyla nüktedan ve Türkiye toplumunun psikolojisine o kadar hakimdi ki herhangi bir olası saldırıyı gerçekleşmeden bertaraf ederdi. Ayrıca çok güzel bir konuşmacıydı. Pek çok boyutta o kadar büyük bir ilham kaynağıydı ki, performans açısından olduğu kadar siyasi açıdan da - her ne kadar hiçbir zaman doğrudan 'politik' olmasa da. Ölümü, Türkiye'de LGBT hareketinin çiçek açtığı ve giderek daha fazla saldırıya uğradığı bir zamanda geldi. Hükümet, nefret söylemleriyle sürekli olarak hedef gösterdikçe büyüyen bir dayanışma var. Miss Kosovo'dan bahsettiğinde, kuir figürlerin gerçekten ne yaptığı üzerine düşündüm. Hollanda gibi bir ortamda, özellikle sanat alanında kuir figürlerin çok fazla görünür olduğunu ve dolayısıyla etkilerinin Türkiye gibi bir ortama göre daha az olduğunu düşünürdüm. Ancak kuir beden aslında her ortamda statükoya meydan okumak ve onu zayıflatmak için büyük bir potansiyele sahip, çünkü akışkanlığı başlı başına kim olduğumuz ve birbirimizi nasıl gördüğümüzle ilgili çok temel varsayımları alt üst ediyor ve çoğunlukla şiddete yol açan kesinlik arzumuzu hedef alıyor. Ayrıca birçok farklı kimliği içerecek şekilde genişleyip şekil değiştirebiliyor. Bizim festivalde yaptığın performans UNIKAT ve videosunu izlediğim Miss’te sevdiğim şey tam olarak buydu.
Bu vesileyle, işlerini kuir performansla ve Hollanda'daki bağlamla nasıl ilişkilendirdiğin hakkında birkaç söz söylemek ister misin?


Astrit Ismaili 24 Ağu 2020 23:36
Kendimi non-binary olarak tanımlıyorum ve kuirliğin, ataerkilliğe karşı en ideal tutum ve siyasi konum olduğuna inanıyorum. Geçmişim ve sanat pratiğim düşünüldüğünde, insanların beni kuir bir sanatçı olarak görmesi anlaşılır bir şey. Ama sanırım en kuir yanım bu sıfatı reddediyor. Kuir olmamın ana nedeni, bu kategori içinde tek bir şey olarak tanımlanmak zorunda kalmadan olabileceğim herhangi bir şey olma potansiyeline sahip bir geçiş alanı sağlaması. Ataerkillik ve neoliberalizmde her şeyin kategorize edilmesi, tanımlanması, ikiliklere yerleştirilmesi gerekir. Tamamen doğaya aykırı olduğunu düşündüğüm bu kategorileme sürecinin, toplumların hayal ettiğimiz şey olabilmemizi sınırlayan normlarının ve davranış kodlarının temelleri haline gelmiş olması ne komik. Kuirlik kimlikle oynamaya ve beklentilerle dalaşmaya imkan sağlıyor. Batıdaki kuir sahneye ve altkültürlerine ait olarak kuir bilgiye, teorilere ve hareketlere erişim ayrıcalığına sahibim. Eğer 'izole Kosova'da yaşasaydım bunun böyle olacağını düşünmüyorum. Ancak kendime kuir bir sanatçı demeyi reddediyorum. Bazen öyleyim, bazen değilim, çoğunlukla sadece rüzgarım ve sıklıkla sadece bir fikir, bir keresinde bir gözyaşıydım, birkaç kez bir hatıra, 7 kez denizatı, son zamanlarda bir çiçek ama çoğu zaman su.
Hmmmm ben queer gündeme inandığım kadar, içindeki karmaşık kesişimlerin de farkındayım! Bir platforma sahip bir sanatçı olarak, bedenimi ve sahneyi, kendimi günlük kısıtlamalardan kurtarmak için dünyalar, kişiler ve gerçeklikler yaratmak için kullanıyorum. 29 yaşına girdim, yetişkinim ve hala sokakta bana gülünüyor ya da zorbalığa maruz kalıyorum. Bazen sırf olduğum olağanüstü yaratık için övgü, takdir alıyorum ve hatta alkışlanıyorum. İnsanların sırf kendilerininkinden farklı olduğu için birinin varlığından rahatsız olmasına veya tehdit altında hissetmesine inanmak zor. Kuir bedenler ve kuir direniş, hafife alınmayacak bir güç. Deneyimlerimiz bizi tanımayı reddeden toplumlardan bizi özgürleştirmek için önceden var olmayan bedenler, gerçeklikler, topluluklar icat etti. Bu nedenle, kapsayıcılığın, çeşitliliğin, politik farkındalığın ve duyarlılığın, ona en çok ihtiyaç duyanları destekleyen ve besleyen özellikler ve mekanizmalar olduğu toplulukları arıyorum!



Sohbetler A Corner in the World tarafından, İstanbul Hollanda Başkonsolosluğu desteğiyle gerçekleştirilmiştir.
2020