Alexandru Berceanu ile Sohbet
Karışan Gerçeklikler Yönetmeni
Doğduğu, yaşadığı ve eve kapandığı yer: Bükreş, Romanya


Alexandru’ya dair
Alex ile 2015 yılında birlikte yürüttüğümüz TANDEM Turkey projesi aracılıyla tanıştık ve yeni bir metin üretip Bükreş ve İstanbul’da iki prodüksiyonunu gerçekleştirirken farklı ortamlarda ve şehirlerde çok fazla zaman geçirdik. Romanya’nın önde gelen yeni kuşak metin yazarlarından pek çoğunu öne çıkaran DramAcum’un kurucularından olan Alex’in çok farklı disiplinleri ve araçları kullanan çalışmaları pek çok uluslararası festivalde gösterildi ve ödüller kazandı. Bükreş’teki CINETic adlı yenilikçi ve yaratıcı teknolojiler için muhteşem araştırma merkezinin de kurucularından olan Alex’in orada gerçekleştirdiği ve gerçekleştirilmesine vesile olduğu işlere hayranlıkla ve gıptayla bakıyorum.
Yaptığı her işe müthiş bir çalışkanlık ve merakla sarılırken insanlarla çok akışkan diyaloglar kurabilen Alex ile bu yazışma üzerinden hem mevcudiyet, sanallık ve duyular gibi performansa dair hem de dünyaya ve özel hayatına dair ilham verici bir paylaşım içine girmek benim için büyük keyifti.




Fotoğraf: Ivona Berceanu

Bu yazışma Fatih Gençkal ve Alexandru Berceanu arasında 4 Mayıs - 17 Haziran 2020 arasında email ve messenger üzerinden gerçekleşti.




‘Her şey görme duyusuna o kadar dayanıyor ki diğer duyuları unutuyoruz. Bir konferans görüşmesinde görme duyun yok aslında, sadece yüzünü gösteren bir vesikalık fotoğrafın var... Zaman hissimiz tüm duyularımıza çok bağlı, bu yüzden bazı duyulardaki girdileri azalttığımızda zaman içinde kayboluyoruz.’





Gönderen: Fatih Genckal
Alıcı: Alexandru Berceanu

Tarih: Pazartesi, 4 Mayıs 2020 00.04

Sevgili Alexandru,
Bir röportaj denemesi başlatmak istiyorum. Sana her gün bir soru soracağım ve her soruyu cevaplamak için 24 saatin olacak. Sonra ben senin cevabına ya da merak ettiklerime göre yeni bir soru soracağım. Sen de bana soru sorabilir, benimle röportaj yapabilirsin. Bir sohbet gibi olacak.
Eğer hızlı cevap verirsen yeni soruyu hemen sorabilirim, yani 24 saat beklememize gerek yok. Mesajlaşmaya da dönebilir bu. Ya da dönmez.
Lütfen konuştuğun gibi yazmaktan çekinme. Sorunun sende ortaya çıkardığı kıvılcımı takip et.
O zaman ilk soru:
Eve kapandığından bu yana sende ve etrafında neler olduğunu görüyorsun?


Alexandru Berceanu 4 May 2020 11:31
Selam Fatih, çok teşekkür ederim!
Çekirdek aileme her zamankinden daha yakın olduğum bir süreç içindeyim. Onlarla ve hatta evde hiçbir dönemde (en azından kendi çocukluğumdan beri) bu kadar fazla zaman geçirmedim. Herhalde onlarla  bugüne kadar kesintisiz olarak birlikte olduğum en uzun dönem bu. İki kızım ve karım Andreea ile. Bir şekilde hayat daha yavaş ilerledi ki bu o kadar da kötü değil. Şu an etrafımda, hayatlarına devam etme konusunda çok endişeli birçok insan olduğunu görüyorum. Bazen, evde her şey çok hoş olsa bile kapana kısılmış gibi hissediyor insan. Bazen her şeyin çok yanlış olduğu hissine kapılıyorum, sanki gerçek olmayan bir dünya gibi. Sanki bir kaza geçirmişsin ve komadasın ve her şey devam ediyor ama sen geride kalıyorsun. Ve sonra bu hipotezi test etmek için tuhaf fikirler düşünüyorum. Bana yazmış olman iyi bir işaret, koma konusu aklıma gelmezdi, ama insan korkuyor. Rüya gördüğünde aklına birçok şeyin girdiğini bilirsin, uzun süredir hüç düşünmediğin şeyler bile gelir aklına... Bunun bu aralar ortak bir duygu olduğunu görüyorum, öğrencilerimden biri bir rüya kitabı projesi üzerinde çalışıyor ve o da bu tür duygular içinde olduğunu söyledi... Annem de bana aynı şeyi söyledi, bazen uyanmayı ve bunun sadece bir rüya olduğunu öğrenmeyi beklediğini. Senin de böyle hissettiğin oluyor mu?


Fatih Genckal 4 May 2020 14:50
E-mail imzandaki ünvanının -sana daha önce yazdığımdan farklı olarak -Mixing Realities Director (Karışan Gerçeklikler Yönetmeni) olması ve şu an bundan bahsetmen ne acayip! Bende de uyanmak istemediğim bir rüyada olduğum hissi var. Bir anda bütün bunların bir rüya olduğunu ve her şeyin 'normal' olarak devam ettiğini görmek istemiyorum. Bilmem sende de öyle mi, bu aslında onun sadece bir rüya olmasını istemediğimin işareti. Eve hapsolma ve bundan zevk alma lüksüne sahip olan çoğumuzun bu zamandan en iyi şekilde yararlanma eğiliminde ve bir dönüşüm umudu içinde olduğumuzu hissediyorum. Bu dönüşümün üstesinden gerçekten gelebileceğimizi düşünüyor musun, yoksa sistemin hata verdiği alanlardaki küçük köşelerimizde mutlu muyuz? Şu anda, eski normal bildiğimiz, öngörülebilir bir durum, ancak dönüşümün ne getirebileceği büyük bir soru.


Alexandru Berceanu 6 May 2020 23:29
Gerçekten güçlü bir dönüşüm olmayacağını umuyorum. Ciddi bir dönüşüme hazır olmadığımızı ve olayların gidişatının dayattığı bir değişimin oldukça incitici olabileceğini düşünüyorum. Ben oldukça imtiyazlı bir pozisyondayım ve durum birçok insan için halihazırda çok zor.
İmza konusu garip bir tesadüf. Tam da eve kapanma emirlerinden önce bir tür kişisel değerlendirme içine girmiştim ve kendimi farklı gerçeklikler arasında hissettim. Dedim ki bu durumu kabul etmeliyim.
Yine de bunun gelecekle ilgili çok ilham verici bir dönem olduğunu düşünüyorum ama insanların değişim için zamana ihtiyacı var, aksi takdirde çok acı verici olabilir.


Fatih Gençkal 7 May 2020 14:01
Neden hazır olmadığımızı düşünüyorsun? Nasıl hazır olabiliriz? 


Alexandru Berceanu 12 May 2020 23:30
Komik mesele. Tabi ki hiçbir zaman büyük bir değişime hazır olunmaz. Devrime hazırlanmak gibi...
Ben toplum olarak ve muhtemelen tür olarak dijital bir devrime hazır olmadığımızı düşünüyorum...  Bazıları muhtemelen hazır, bazıları ise öyle olmayı umuyor.
Tür olarak hazır değiliz çünkü fiziksel bedenimize çok fazla bağlıyız. Tüm duygularımız ve onlarla başa çıkma şeklimiz bedenin mekanla ilişkisine bağlı. Dijital ortamda doğruyu yanlıştan, gerçeği yalandan pek iyi ayırt edebileceğimizden emin değilim.
Toplum olaraksa, ekonomik farklılıklar ve eşitsizlikler çok büyük. Benim evde güçlü bir internet bağlantım var. Aynı anda dört görüntülü görüşme yapabiliyorum, evden ders verebiliyorum ve birçok projem için çalışabiliyorum ama öğrencilerimi düşününce, hepsinin sürekli olarak bir bilgisayara erişimi yok... Bu, evden çalışabilen ve çalışamayan insanlar arasında muazzam bir ayrımı getiriyor. Ve elbette, neyin değişebileceğini düşündüğün önemli. Şimdilik değişim biraz daha yavaş ve bu iyi gibi görünüyor...


Fatih Gençkal 13 May 2020 15:30
Evet, dediğini anlıyorum. Ben daha çok sistemlerin, özellikle içinde yaşadığımız ekonomik sistemin, pandeminin daha da görünür kıldığı tutarsızlıklarının ve eşitsizliklerinin dönüşümü üzerine düşünüyordum. İnsanlar bunu daha fazla fark ettikçe bu sistemleri bazı ciddi dönüşümlere uğrayabileceklerini umuyorum. İşte bu yüzden, bu aralar moda olan normalleşme çabaları, hükümetlerin sistemdeki bu adaletsizliklere neden olan özü gerçekten değiştirmeden, sistemi kurtarma girişimleri gibi geliyor. Katılır mısın? Ve sence buna direnebilir miyiz?


Alexandru Berceanu 13 May 2020 23:04
Uzun vadede bu toplu kırılganlık deneyiminin büyük değişimler getireceğini düşünüyorum. Bence insanlar küresel olarak hiç bu kadar savunmasız hissetmediler. Bu hastalığın başbakanları, film yıldızlarını ve hepimizi tehdit etme ve öldürme hızı gerçekten emsalsiz... Bence buna verilen ilk tepki ciddi bir kendini koruma haliydi ve Çin'den esinlenerek dünyanın çoğuna yayılan küresel kapanma tepkisini görmek gerçekten şaşırtıcıydı. Bir şekilde bu bizi önemli hissettirdi, insanlar ölebileceği için ekonomi durdu. Bu gerçekten güçlü hissettirdi. Birileri bir noktada ekonomik olarak ne kadar para kaybedildiği ve kaç hayatın kurtarıldığı üzerine bir araştırma yapmalı.
Şimdi ise küresel hareket değişiyor. Küresel olarak çok daha fazla vaka olsa bile, neredeyse her yerde kapanma yavaş yavaş sona eriyor. Vakalarda yeni bir artış olması durumunda, kapanma önlemlerinin eski durumuna getirilip getirilmeyeceğini bilmiyoruz. Bu hastalığın bizi daha iyi hale getireceğini hayal edebiliriz ama genel olarak krizler çok hızlı şekilde daha eşit fırsatlar getirmiyor.
Geçenlerde, beni en çok etkileyen -o kadar ki üzerine bir performans gerçekleştirdim- kitaplardan biri  olan Sineklerin Tanrısı ile ilgili bir yazı okudum. Guardian'daki makalede, gerçek hayatta on kişilik bir genç grubunun kendilerini kitabın kahramanlarının durumda bulduklarında aslında birbirlerine yardım ettiklerini ve onların yanlış davranışlarını engelleyecek bir Hobbescu Leviathan olmadan sonsuza kadar arkadaş kaldıklarını belirtiliyordu. Makale birkaç kez haberlerde yer aldı ama hiçbir zaman harika bir kitap olan Sineklerin Tanrısı gibi ilgi çekmedi...
Bu yüzden, felaketlerin içimizdeki iyiyi ortaya çıkaracağını hayal etmek için nedenlerimiz var aslında ama kendimizi iyi yolda tutmak için birbirimize iyi uyku hikayeleri anlatmak gerek gibi geliyor.


Fatih Gençkal 14 May 2020 15:28
İyi bir noktaya değindin. O makaleyi ben de gördüm. Sonucun iyi ya da kötü olmasına neyin sebep olduğunu düşünmeme yol açtı. Evet, uyku hikayeleri konusunda belirttiğin nokta güzel. Öte yandan, farklı bir grubun hala Sineklerin Tanrısı deneyimini yaşayabileceğini de düşündüm. Ve genelde kötü, ne yazık ki iyiyi gölgede bırakıyor. Buna ne sebep oluyor? Bence daha iyi bir dünyayı hedefleyen herhangi bir girişim, öncelikle burada iyi veya kötü olarak nitelendirdiğimiz şeylere neden olan içsel sistemik eşitsizlikleri bir şekilde ele almalı.
Konuyu değiştirip Bükreş'teki sanat ortamı hakkında konuşmak ister misin? Sanırım tiyatrolar, galeriler vb. kapalı. İnsanlar bu süreçle nasıl başa çıkıyor? Herhangi bir destek mekanizması var mı? Gündemde olan tartışmalar neler?


Alexandru Berceanu 14 May 2020 18:11
Evet, her şey kapanmış durumda, iki aydır. Önümüzdeki hafta müzeler açılacak. İki büyük girişim oldu. Biri son zamanlarda sanatçı olarak çalıştığını ve şu an istihdam edilmediğini ispatlayabilen insanlara maddi yardım sağlamayan bir girişimdi. Biraz karmaşık bir prosedürü vardı ama sanırım pek çok kişi destek aldı. Bir de çevrimiçi sanat eserleri üretmek için küçük bir fon çağrısı oldu. Mevcut fon kuruluşlarının birçoğu, fon alan bazı aktivitelerin çevrimiçi olarak yapılmasını kabul etti. Bazı tiyatrolar, başlangıçta gerçek zamanlı olan çevrimiçi performanslar yapmaya başladılar, epek duygusaldı. Sokağa çıkma yasağı sonrasında ise önceden kaydedilmiş işler yayınladılar, o daha duygusaldı. Unteatru'da yaptığım Schrödinger'in Kedisi adlı performansım tam da sokağa çıkma yasağından önceki son gün kaydedildi ve birkaç hafta sonra yayınlandı. Gösteriden sonra selam veren oyuncuların gözlerini görmek çok etkileyiciydi... Gerçekten duygulanmışlardı, bir performansın tüm yoğunluğunu yaşıyorlardı ve hep alışık oldukları bir seyircinin mevcudiyetini arıyorlardı, orada kimsenin olmadığını bilerek, birilerinin onları izleyeceğini umarak, daha sonra...
Canlı bir performanstaki bu tür bir varlığın yerine bir şey koyamıyorsun. Elbette çevrimiçi olarak da başarılı olabilirsin, çok sayıda beğeni ve paylaşım alabilirsin ama doğrudan karşılaşmanın getirdiği o kırılganlığı, seni gören gözleri görmek... Çevrimiçi, canlı karşılaşmanın olağanüstü kırılganlığını ortadan kaldırıyor.


Fatih Gençkal 16 May 2020 14:58
Bir tiyatrocu ve bir karışan gerçeklikler yönetmeni olarak, sence bu dönemde ne tür işler bir yankı bulabilir? Bahsettiğin yeri doldurulamaz canlı etkiyi anlıyorum, ancak tiyatronun diğer iletişim biçimlerini nasıl kullanabileceğini düşünüyorsun? Burada bir keşif ve büyüme potansiyeli olabileceğini düşünüyorum.


Alexandru Berceanu 17 May 2020 10:35
Zoom’da, google'da ve bilgisayar başında bire bir performans olasılığını hayal ettiğim çok fazla zaman geçiriyorum. Doğrudan teması çok özlüyorum, öte yandan da robotlarla etkileşime giren insan fikriyle çok ilgileniyorum. Bir sonraki performansım bunun üzerine olacak. Ayrıca düzenlediğim çevrimiçi buluşmalara dijital avatar olarak gelen insanlar olmaya başladı, bunu izlemek gerçekten çok eğlenceli... motion tracking (hareket takibi) çok hoş... Dijital alanın olanakları büyüleyici ama bu aralar daha önce Columbus Ohio'da izlediğim ve çok sevdiğim Woman at Play’in gerçekleştirdiği bir ev performansı üzerine çok fazla düşündüğümü fark ettim. İçinde kuyruklu bir piyano falan olan bir burjuva evinde sizi browni ikram ederek karşılıyorlar ve size o evde gizemli bir Renoir tarzı dram izletiyorlar... Gerçekten orada olduğunu hissediyorsun.
Çalıştığım yerdeki bir araştırma projesinde çevrimiçi bir tiyatral müdahale üzerine çalışıyoruz. Aynalama egzersizleri ve rol yapma oyunları oynuyoruz ve aynı anda hatıraları tetiklemek için kokuları kullanıyoruz. Bence bu, şu an her zamankinden daha duygusal ve güçlü bir etki yapıyor.
Mevcudiyeti uzak mesafelere genişletme fikri beni büyülüyor.


Fatih Gençkal 17 May 2020 17:13
Eve kapanmanın başlarında dijital mevcudiyetle ilgili kafayı taktığım şeylerden biri duyulardı. Fiziksel temasta işin içinde 5 duyumuz var, ancak çevrimiçi karşılaşmada bu kaçınılmaz olarak 2'ye indiriyor: görme ve duyma. Bu yüzden çok fazla bilgi kaybediyoruz. Ama sonra, normalde tiyatronun da bu 2 duyuya fazlasıyla indirgendiğini düşündüm. Ve diğer 3 duyunun tiyatroda nasıl daha fazla keşfedilebileceğini merak ettim. Mesela bahsettiğin çevrimiçi teatral müdahalede kokuyu nasıl kullanıyorsunuz?


Alexandru Berceanu 18 May 2020 10:23
Deneyde koku kullanımımız çok basit aslında. Bir kavanoza portakal kabuğu, sirke, kurutulmuş bitki çayı gibi bazı numuneleri koyuyoruz. Sonra araştırmacı sana kavanozu açmanı söylediğinde açıp kokluyorsun ve bu koku ile ilgili anılarını anlatmaya başlıyorsun.
Birkaç yıl önce, 1 Nisan’da, google görüntü temelli arama hizmetini başlattıktan hemen sonra, birileri bilgisayar yardımıyla koku iletebilen web tabanlı bir uygulama olan google koku uygulamasının başlatıldığı bilgisini paylaşmıştı. Google görsel arama, yasal, etik ve gizliliğe dair endişeleri nedeniyle kısa süre sonra kapatıldı. Bilgisayar üzerinden konuştuğun kişinin kokusunu alabilseydin ne olurdu? Mesele, bunun mümkün olup olmadığı değil, bu uygulanabilir olduğu zaman sisteme entegre edilecek mi yoksa fazlalık olarak kabul edilip gereksiz mi görülecek? Her şey görme duyusuna o kadar dayanıyor ki diğer duyuları unutuyoruz. Bir konferans görüşmesinde görme duyun yok aslında, sadece yüzünü gösteren bir vesikalık fotoğrafın var. Star Wars izlersen mesela, orada bütün vücut hologramları var ve bu çok önemli çünkü konuştuğumuz kişinin duruşunu görebiliyorsun. Web kamerası ise bizi masa başı pozisyonunda olmaya zorluyor... Ama aslında beş duyudan da fazlasına sahibiz: iç duyu, iç algı dengesi, ısı, güçlü bir sirkadiyen ritimle zaman algısı ve hatta bazılarının sahip olduğu mizah duygusu... VR'da denge ve iç algı ile oynamak mümkün... Zaman hissimiz tüm duyularımıza çok bağlı, bu yüzden bazı duyulardaki girdileri azalttığımızda zaman içinde kayboluyoruz.
Bunun üzerine bir Foucault dersi eklersen, karantinadaki evinde çok korkabilirsin. Foucault’yu okumadıysan da içgüdüsel olarak hissedebilirsin bunu. Bu yüzden bu kadar çok insan şu anda bu kadar paranoyak hissediyor. Birçok insan Covid'in gerçek olup olmadığını soruyor. Türkiye'de de böyle mi?
Bu, kapanma döneminde çok yaygın bir deneyim oldu Romanya'da.
Bu arada burada eve kapanma bitti. Annemle babam bize geldiler, yürüyüş yaptık. Bu bizi gerçekten çok mutlu etti. Baya bir olaydı bizim için.


Fatih Gençkal 19 May 2020 15:10
Koku duyusu hakkında değindiğin noktayı çok sevdim, görselin hakimiyetinde gereksiz hale gelmesi. Bence sanal alan bu hakimiyeti yoğunlaştırıyor ve kapanma sürecinde bunu daha çok hissediyoruz çünkü sosyalleşmemiz çoğunlukla orada gerçekleşiyor. Bu süreçte zaman duygusunun kaybına özellikle duyarlı hale geldim. Daha bu sabah, tamamen zamanın dışında hissettim ve dün ne yaptığımı hatırlamakta zorlandım. İnternette hissettiğim mevcudiyet, sanki bir namevcudiyet. Ama bu, benim VR gibi başka sanal alanlarda da hissettiğim genel bir duygu. VR da hala büyük ölçüde görmeye dayalı ve neredeyse duyuların ve zihnin kandırılması gibi geliyor bana. Belki bir süreliğine aşırı görsel uyarılmaya bir ara vermem gerekiyor.
Geçen gün virüsün etkisinin medya tarafından nasıl aşırı abartıldığına dair bir makale okudum. Hakemli dergilerde yayınlanan makalelere ve saygın bilim adamlarına pek çok atıfta bulunarak virüsün bulaşıcılığı ve öldürücülük oranının normal bir gripten çok farklı olmadığını ve medyanın söylediğinden çok daha düşük olduğunu söylüyordu. Bu tür komplo tonunda yazılmış şeylere karşı hep bir şüphe duyuyorum. Ama öte yandan ne biliyorum ki? Biz ne biliyoruz? Kendimi oldukça çaresiz ve işe yaramaz hissettim.
Her neyse, işte normalleşme süreci başladı. Burada da kapanma önlemleri gevşetiliyor, bazı yerler yeniden açılıyor. Hafta sonları ve resmi tatillerde ise hala sokağa çıkma yasağı var. Orada eve kapanma ne zaman sona erdi? Şimdi durum nasıl?


Alexandru Berceanu 24 May 2020 22:04
İnsanlar etrafta dolaşıyor, alışveriş merkezi yok, tiyatro yok, sinema yok, restoran yok... Bolca yemek var. Bugün güzeldi, bir parka yakın yaşıyoruz ve yerel meclis parkın etrafındaki sokakları aşırı kalabalık olmasınlar diye kapatmaya karar verdi. Sokakta insanları görmek gerçekten güzeldi (normalden çok daha fazla, normalde sessiz bir cadde burası.)
Bu tür bir panik aslında oldukça normal. Hükümetlerden insanlar bile paniğe kapılıyor.
Sen nasılsın? Bu röportajlar dışında ne üzerine çalışıyorsun? Bundan önce ne gibi planların vardı?


Fatih Gençkal 25 May 2020 13:18
Aslında Türkiye'nin güneydoğusundaki Diyarbakır'dan bir sanatçı ile biyografik hikayelerimiz ve sanat pratiklerimizden yola çıkarak başladığımız çok heyecan verici bir projenin içindeydim. Orada bir misafir sanatçı programında tanıştık ve birlikte bir iş yapmayı teklif ettim. Pandemi önlemleri de tam Diyarbakır’daki ilk rezidans sürecimizden döndüğüm gün başladı, 15 Mart’ta. Birlikte 2 rezidans dönemi daha geçirip, Haziran ortasında performansımızın bir ön izlemesini yapmayı planlıyorduk. Proje şu anda beklemede. Ayrıca Mayıs sonunda A Corner in the World ile bir bahar festivali planlıyorduk ama bu da iptal oldu. Şimdi, yaptığımız bazı şeyler çevrimiçi ortamda sürdürmek için bir platform üzerinde çalışıyoruz.
Bugün bayram, Ramazan bayramı. Ülke ev hapsinde ve kimse dışarı çıkıp ailesini ziyaret edemiyor. Tatilin ardından birçok yer kısıtlı olarak açılacak. Tiyatrolar hariç. Şehirlerarası seyahat hala sadece belli koşullarda verilen resmi izinle mümkün. Sanırım Haziran ortasında seyahate de çeşitli kısıtlamalarla izin verecekler: otobüse veya uçağa binmek için bir kod alman gerekecek ve hasta olup olmadığını görmek için seni takip edecekler. Hasta olursan, aynı otobüste/uçakta vb. bulunan tüm insanlara risk altında olduklarını ve kendilerini karantinaya almaları gerektiğini bildirecekler. Bu kod aynı zamanda iş ve kamusal alanlarda da kullanılacakmış. İnsanları izlemek ve denetlemek için basit bir yol. Bu ‘yeni normal’, pek çok insanın korktuğu bir gözetim toplumu olabilir. Bana oldukça distopik geliyor. Romanya'da böyle bir şey var mı? Bu gözetleme tartışması hakkında ne düşünüyorsun?


Alexandru Berceanu 28 May 2020 22:28
Projen için üzüldüm. Umarım yakında çalışmaya yeniden başlarsınız. Bence herkes festivalleri özlüyor.
Kod hasta. Hasta kodu. Şimdilik bizde yok.
Galiba şimdi açık hava barları ve hatta alışveriş merkezlerini açmayı planlıyorlar.
Artık korona ile ilgili haber okumuyorum.
Üzücü geliyor.


Fatih Gençkal 31 May 2020 15:54
Bu süreçte senin üzerinde çalıştığın herhangi bir şey veya gelecek projeler var mı?


Alexandru Berceanu 1 Haz 2020 16:30
Pek çok proje var önümde. Harika bir ekiple Ekim ayında harika bir performans gerçekleştireceğiz. Makinelerle etkileşim fikri üzerine çalışacağız, büyük ölçüde harekete dayalı olarak. Beklentiler ve hayal kırıklıkları ile ilgili... Ayrıca CINETic'ten bazı araştırmacılar ve sanatçılarla çevrimiçi etkileşimli bir sanat eseri üretmek için bir işbirliği projesi çağrısı yapacağız... Bir bilim parkı için geleceğin müzesi üzerine bir belgesel projesi. Bir fMRI çalışması için tiyatro metodolojisi üzerine araştırma gibi birçok heyecan verici şey, Bunları gerçekten yapmak için sabırsızlanıyorum. Bir sürü proje...
Ama en önemlisi kızım Ivona ile vakit geçirmek. İki hafta sonra lise sınavına girecek. Bu süreç bize çok iyi geldi. Birbirimizi daha çok hissettik ve aslında en yoğun anlarımdan birini yaşadım onunla. Bir pikap aldım ve geçen yıl Wish You Were Here’in Hırvat bir grubun yaptığı cover’ını almıştım, 14 yaşımdan beri en sevdiğim grup. İlk kez onu çaldım geçenlerde. Plağın kapağında 100 Hırvat Kunası buldum. Şaşırtıcı bir şekilde kızım odasından müziği çok sevdiğini söyledi bağırarak. Sonra geldi ve benimle dans etmeye başladı. Çok mutlu oldum. Uzun zamandır dans etmediğimi fark etmek biraz acı geldi ama çok çok mutlu oldum.


Fatih Gençkal 4 Haz 2020 11:31
Çok güzel bir an olmalı. Ivona’ya sevgilerimi ilet ve dans etmeye devam et =)
Bahsettiğin projeler salgın sırasında planlanmış ve içinde bulunduğumuz belirsiz durum için tasarlanmış işler mi? Çok alakalı geldiler bana.
Bu arada 1 Temmuz'da tiyatroların açılacağını duydum. Buna inanmalı mıyım bilmiyorum. Yürürlükte herhangi bir sağlık/güvenlik düzenlemesi yok.


Alexandru Berceanu 4 Jun 2020 16:12
Harikaydı!
Robot projesi önceden planlanmıştı. Geçen kıştan beri bunu düşünüyordum ve sonra, çok tuhaf şekilde, gerçekten harika bir senaryo yazarı bana geldi ve bu robot performans projesi üzerinde çalışalım mı dedi. Harika denk geldi. Diğeri sadece bir rezidans projesinin uyarlaması.
Tiyatro açılışıyla ilgili tartışma yok, bazı tiyatrolar açık havada başlamaya çalışıyor (Ulusal Tiyatro’nun güzel bir açık hava sahnesi var, bahçesi var, bir de çatısı açılabilen bir salonu.) Resmi bir şey yok.
Öğrencilerimden biri bu projeyi yaptı: ennui: the collective journal


Fatih Gençkal 8 Jun 2020 11:53
Burada da içinden geçtiğimiz dönemin günlük ve diğer metin, video, ses vb. araçlarla kayıt altına alınmasıyla ilgili pek çok benzer proje var. Birçok podcast, özellikle nasıl olduğumuz, neler yaptığımızla ilgili röportaj vb. Kişisel deneyimleri paylaşmak üzere neredeyse küresel bir dürtü. Seninle yazışmam da bir şekilde böyle bir girişim. Bunun terapötik değerini görsem de, çok fazla içerik var ve tüm bu bilgilerle ne yapacağımı veya bunun kimin için olduğunu bilmiyorum. Öte yandan gelecekte tüm bu içeriğin ne olacağını gerçekten merak ediyorum: Nasıl görünecek, kullanılacak vb. Sen ne düşünüyorsun?


Alexandru Berceanu 29 Haz 2020 17:34
Gecikme için kusura bakma. Epey çılgın günler. Bir sürü sınav (aynı zamanda öğrenciyim)
Bence bu arşivlerin bazıları hala anlamlı olarak kalacak ama çoğu bir sonraki salgına kadar unutulacak. İspanyol gribinin eski fotoğrafları ve sihirli tedavilerin interneti bu kadar doldurması çok ilginç. Bu hafta sonu neredeyse normalde olduğu gibi çalıştım ve ilk defa 12 saat evden dışarda kaldım. Üç buçuk aydıriki saatten fazla evden dışarı çıkmadığımı fark ettim...


Fatih Gençkal 9 Tem 2020 15:30
Benim de cevabım biraz geç geliyor, iş, sıcak ve diğer bazı projelerle uğraşıyordum. Son zamanlarda çok fazla fon başvurusu yaptım.
Evet, bu süreçte oluşturulan arşivlerle ilgili ben de böyle hissediyorum. Bu dönem, bana herkesin her şeyi kaydettiği ve tarihi bir anda olduğumuzu ve bu anda yaşanan her şeyin daha sonra bir değeri olacağını düşündüğü bir zamanı hatırlatıyor: 2013 yazındaki İstanbul'daki Gezi dönemini. O zamandan beri, o dönemin tüm içeriği ve anılarından kopuk hissediyorum kendimi- her ne kadar gerçekten harika bir dönem olsa da ve hiçbir pişmanlığım olmasa da. Belki bunlar, tıpkı İspanyol gribi gibi, unutulup başka bir ihtiyaç anında ortaya çıkarıldığında, nostaljinin dışında bir değer kazanacak. O zaman bunların farklı yönleri de ortaya çıkarılabilir.
O zaman işe döndün mü şimdi?


Alexandru Berceanu 26 Tem 2020 11:48
Evet, son birkaç hafta çok yoğundu, projelerden birini çalışmaya başladık. Herkes çok hevesliydi. Bazı oyuncuların bu kadar çok insan görmekten resmen başları döndü. İnsanları sevdikleri şeyi yapmaktan, kendilerini ifade etmekten ve başkalarıyla birlikte olmaktan bu kadar mutlu görmek çok etkileyiciydi. Çok meşguldüm, ama şimdi bitti. Evden dışarda ilk kez 12 saat geçirdiğimi fark ettiğim an garipti! Bir tiyatro oyunu için çalışmak artık tuhaf. Açılışta seyirci olmayacağını bilmiyoruz, belki sadece canlı yayın yapabileceğiz. Romanya'da salgının başlamasından bu yana en kötü andayız, şu an günde binden fazla vaka rapor ediliyor, bu yüzden gelecek oldukça acılı görünüyor, görünen o ki ya tedavi ya da aşının bulunmasını bekliyoruz, çünkü kimse maske takmak veya diğerlerini güvende tutmak için çaba göstermek istemiyor.....


Fatih Gençkal 27 Tem 2020 14:02
Seyirci olacak mı bilmeden bir şey mi üretmek! Canlı olmakla ilgili terminolojinin şimdi nasıl değişeceğini merak ediyorum! Bu günlerde bir şey yapma ya da üretme dürtüm pek yok. Şu andaki mevcudiyet kodlarını kavrayabildiğimi hissetmiyorum. Ya da ihtiyaçları. Pandemiden önce sahip olduğum proje fikirleri içinde bulunduğumuz durumda hala geçerli ve anlamlı mı bilmiyorum. Prova yapıyor olsaydım, işin nasıl sonuçlanacağını bilmeden kendimi nasıl motive edeceğimi bilmiyorum. Belki tam da bu başlı başına bir motivasyondur. İki zıt resmi çiziyorsun gibi geliyor: bir yanda bir gösteri için hazırlık yapıyorsun (bu da bana pandeminin oldukça zayıfladığı bir anda olduğunuz izlenimini veriyor) ama diğer yanda pandeminin zirve anında olduğunu söylüyorsun. Romanya'da hayatın neredeyse normale döndüğü izlenimine kapılmıştım. O halde tekrar kapanma ihtimali var mı?


Messenger’da devam eden sohbet

Fatih Gençkal 20 Ağu 2020 10:59 
Merhaba Alex. Email yazışmamızı sonuçlandıralım mı?

Alexandru Berceanu 1 Eyl 2020 15:42
Merhaba. Fatih.
Gecikme için kusura bakma.
Bugün son emailini cevaplayacağım.
Yazışmayı Eylül ortalarında bitirmek iyi olur diye düşünüyorum.
Romanya'da tiyatrolar bugünden itibaren açılıyor. 9'unda konuştuğumuz performansın açılışını yapıyoruz.
Üniversiteye girişler bugün başlıyor ve 15'inde bitiyor ...


Fatih Gençkal 1 Sept 2020 16:05
Harika. Bana yaz, sonra ben sana cevap yazarum ve ardından son emaili Eylül ortasında gönderebilirsin.
Bol şans👊🏼

15 Eyl 2020 13.31
Selam, performans nasıldı?
Sohbetimizi bitirirsek bu pazar paylaşayım diyorum!

Alexandru Berceanu 15 Eyl 2020 13.32
Süper.
Bu akşam cevap yazıyorum.


Email üzerinden devam eden yazışma

Alexandru Berceanu 17 Eyl 2020 09:30
Şu an dünya neredeyse normal görünüyor. 15 Eylül’den itibaren tiyatrolara izin verildi, üniversiteye girişler yüz yüze yapıldı, çok yetenekli gençler programlarımıza büyük ilgi gösterdi, kızım Ivona lise giriş sınavının ardından yeni arkadaşlarıyla tanışmaktan çok mutlu ve Kepler'’s Garden for Arts Electronica'da üniversite sergisimizi açtık ve aynı festival için H3 Garden'da Ben Kimim? adlı performansı gerçekleştirdik. Aynı yorgunluk hissi, çok fazla çalışmanın ardından aynı duygular. Oyun, Marcel Schwob'un Altın Maskeli Kral hikayesini üzerine ve maskelerin ardında saflık arayan bir adamın hikayesini anlatıyor. İki aydır insanları şahsen görmemiş oyuncularla Mayıs ayında başlayan ve altı aydır canlı performans izlememiş izleyicilerle devam eden çok duygusal bir yolculuktu. Performans, oyuncu ve seyirci, 2 tonluk bir endüstriyel robot ve harika bir koreograf olan Andreea Gavriliu arasında yakın bir temas peşinde. Açılışta performanstaki neredeyse her şeyin bir şekilde COVID ile ilgili olduğunu fark ettim: set, kostümler, hareket. Gösterinin merkezinde ölmekte olan bir insan ile ölmekte olan bir robot imgeleri var. Makinenin nasıl yaşamı sürdürdüğünü, insanlara nefes aldırdığını ve bazen ölen bir insanın yanındaki son valık olabileceğini daha keskin bir şekilde anladım. Gerçekten uzun vadeli düşünme ihtiyacı hissettim ve bir tür yenilenme ihtiyacı.


Sohbetler A Corner in the World tarafından, İstanbul Hollanda Başkonsolosluğu desteğiyle gerçekleştirilmiştir.
2020